Birkaç gün önce bitirdiğim Serenad'dan bahsetmek istiyorum. Öncelikle roman ABD'de yaşayan Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'in İstanbul'a gelmesiyle başlıyor. Romanın anlatıcısı ve ana karakterlerinden olan İstanbul Üniversitesi halkla ilişkiler görevlisi Maya Duran profesörle ilgilenmek üzere görevlendiriliyor. Profesör ziyaret sırasında daha önce İstanbul'a geldiğini belirterek birkaç yere gitmek istediğini belirtiyor. Kış ayında Şile'ye gitmek istemesi Maya'nın dikkatini çekiyor. Yediği soğuk, gelişen olaylar romanın asıl başlangıcı sayılabilir.
Şile ziyaretinin ardından profesör, Maya'ya "Sen bunu hak ettin." diyerek geçmişini anlatmaya başlıyor. II. Dünya Savaşı sonrası Nazilerden kaçan Yahudileri Filistin'e götürmek üzere yola çıkan Struma ve sonrasında gerçekleşen faciayı anlatıyor. Yahudi soykırımı, Hitler'in Almanyası ve Struma çerçevesinde ilerlemeye çalışan bir aşka tanıklık ediyoruz.
Kitabın konusu ilgi çekici. İçerdiği bilgiler ufkunuzu açıyor. Herkesin aksine "Araştırma yapmak zorundasınız." demeyeceğim çünkü kitap olayları yeterince açıklıyor. Yalnızca kitap bittikten sonra "Böyle bir olayı nasıl duymamışım?" diyerek Struma faciasını araştırmıştım. Sıkacak kadar çok tarihi bilgi barındırmıyor. Fazla sayfa sayısına rağmen anlatım tarzı sizi içine çekiyor. Sürükleyici, akıcı bir dili var. Betimlemeleri yerli yerinde, okurken boğulmuyorsunuz. Aksine her şeyi hayal edebiliyor ve zevk alıyorsunuz. Kitaptan çok bir film gibi, okumaktan çok görüyorsunuz olanları. Başladıktan sonra bırakma gibi bir ihtimaliniz olduğunu düşünmüyorum. Siyasi mesajları, iktidara bakış açısı, olayların aktarımı sizi büyüleyecektir.
Kitaptaki titizliğe büyük bir saygı duyarak okudum. Üstelik çok sevdim. Daha fazla geç kalmadan okumanızı öneririm. Keyifli okumalar!