“ Ama ben bilirim, hainler çıkacaktır, emperyalistlerin önlerine atacakları yemlere kapılanlar, eğitimsiz kitleleri Allah’la kandıranlar, Cumhuriyet düşmanları çıkacaktır.
Bu yüzden eğitilmemiş tek bir çocuk, okuma yazma bilmeyen bir kişi bile kalmamalı ki, en başta onlar için Türkçeye çevirttiğim Kur’an-ı Kerim’de yazılanları kendi anadillerinde okuyup anlasınlar; asırlardır din adına nasıl sömürüldüklerini kendi gözleriyle görsünler, akıllarıyla tartsınlar.”
“Ama hemen arkasından onlar sokaklarda zırdeliler gibi dans ederek gittiler, ben de onların peşinden sürüklendim, bütün yaşamım boyunca ilgimi çeken insanların peşine düşmüş olduğum gibi. Çünkü benim için gerçekten var olan insanlar yalnızca delilerdir, yaşama delileri, gevezelik etme delileri, kurtarılma delileri, tek bir anda her şeyin tadını çıkarmayı isteyenler, esnemeyi ya da ortak bir yerden çıkmayı bilmeden yananlardır, yıldızların arasında kızartma tavaları misali infilâk eden ve tam ortasında ana fişeğinin mavisi parıldayan, her görenin, ‘Ah!’ dediği, Roma kandillerinin şahane sarı ateşleri gibi yananlardır.”
Kulüpten içeri girenler ortamdaki sessizliğin içine karışıyorlardı. Herkes gözünü merhametle Jean-Paul Sartre’a dikmişti. O da bir dolma kalem çıkardı ve gergin bir tavırla çiziktirmeye koyuldu.
Igor’un yanına sokuldum ve kulağına fısıldadım : “ Ailesinden birini mi kaybetti? “
Igor : “ Camus öldü. “
“ Albert Camus mu? “
Igor : “ Araba kazası. Anında ölmüş. Korkunç bir kayıp. “
“ Yıkılmış görünüyor. Çok yakındılar herhalde. “
“ Savaş sonrasında arkadaştılar. Başkaldıran İnsan çıktığındaysa Sartre, Camus’u yerle bir etti. Çok kırıcı ve aşağılayıcı davrandı. Birbirilerine çok öfkelendiler.”
O sırada Sartre gerginlikle yazmayı sürdürüyordu. …… kâğıdı masanın üzerinde bırakarak telaşla dışarı çıktı. Igor ve ben ne yazmış olduğuna bakmak üzere masaya yanaştık.
“…. Onunla darılmıştık. Dargınlık hiçbir şey değil, birbirimizi bir daha hiç göremeyecek olsak da bize verilmiş olan şu daracık dünyada birbirimizi gözden kaybetmeden bir arada yaşamanın başka bir biçimi işte. Yine de bu onu düşünmeme hiç engel olmadı, kitabın sayfası üzerinde onun bakışını hissetmeme, okuduğu gazetenin üzerinde, kendi kendime hep, ‘Bana ne diyor? diye sorarak…”
“Ben onların düşman olduklarını sanıyordum. -Birbirimizi gözden kaybetmeden bir arada yaşamanın başka bir biçimi - de ne demek oluyor? Birbirlerine kin duyuyorlar mıydı, duymuyorlar mıydı? “
“Pişmanlık duymak için artık biraz geç,” diye atıldı Vladimir.