Cherry

Cherry
@meliotae
Melodilerin arasına sıkışmış birkaç parça çığlık.
Ruhuma aldığım darbeler sonucu paramparça olma ve her parçanın acı içinde boşlukta süzülmesi. Gittiğim yollar karanlık ve sonu belirsiz. Yol kenarları at ve karga cesetleri dolu. Bitmiş ve kaybedilmiş bir savaşın sonrasından geçiyorum. Kabuslar gerçeği ele geçirmiş, yaşadığım gerçeklik yoğun ve bulanık, Tıpkı zihnim ve hislerim gibi. Durmadan şehirler değiştirirken vedaları etmiyorum, uğradığım her kentte çıkmaz, varoş ve harabe neresi varsa oraya sığınıyorum, kendi içime dönmüş gibi oluyorum. Sonra dilimin ucuna gelip söyleyemediğim her kelime dilimi kesiyor, lal oluyorum. Sahte gülüşlere kanıp yüzümü kaybediyorum. Kaybedilecek bütün anlamlarımı çoktan kaybettim. En son düştüğüm yer yalnız ve yaşlı bir tanrının nasırlı avuçları oluyor. Biten her şeyin kanaması ve kederiyle baş başa sessizliğe gömülüyorum. Hala acıtsa da nefes alıyorum, hissediyorum. Kaybolmuş olsamda farkındayım karanlığın. Beni öldürse öldürse bu yaşanmışlık ve tanıklıkların ardından kalan anlamsız farkındalık öldürecek.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ölüm gelecek ve bana senin gözlerinle bakacak- eski bir vicdan azabı yahut saçma bir günah gibi sabahtan akşama dek uykusuz, donuk, bizi izleyen ölüm. Gözlerin dilsiz bir çığlık, boş bir söz olacak, beyhude bir sessizlik. Bu yüzdendir her sabah kendi gözlerini görmen yalnız aynaya bakındığında ve o gün, ah, değerli umut, biz de öğreneceğiz hayat ve hiç olduğunu senin. Ölümün bir bakışı vardır hepimiz için. Ölüm gelecek ve bana senin gözlerinle bakacak. Bu, bitirmeye benzeyecek bir günahı, aynada yeniden beliren bir ölü yüzü görmeye benzeyecek, dinlemeye benzeyecek suskun bir dudağı, Dilsiz düşeceğiz ortasına burgacın.
Ağlıyorum, biraz sonra bu ağlayışıma birkaç kuş uyanıverecek ve bana neden ağladığımı sormak üzere parmaklarımın üzerine konmaya yeltenecekler. Ben onları kırmaktan korktuğum için hem yazmayı hem ağlamayı bırakacağım ve hayatıma yine sessiz kaldığım yerden ya da kalamadığım yerden devam edeceğim.
Dayanamıyorum.
Sana yorgunluklarımdan, yalnızlığımdan bahsedeceğim. Kalabalıklardan, hiç gülmeyen resimlerimden, haykırışlarımdan bahsedeceğim. Çok yorgunum diyip, kendimi atmaya çalışmalarımdan bahsedeceğim. Sekiz şubat ikibinondokuz, leylâ ablanın dizleri. Ağlamak ama çığlık çığlığa. Ağrısından uyuyamadığım acıyı, yorgunum diyerek anlattım. Beni çok korkutuyorsun, morarmış gözlerinle dedi. O gün yine gülümsedim. bir mart ikibinondokuz, bir ölünün yaşadıklarını hissetmek. Kemiklerinin kırılması, o arabanın ona çarpması, defalarca sarsılması. Sarsıldım. Bir nisan ikibinondokuz, mezar taşı temizlemek. Eskimiş. Her şey eskir. Ayakkabılar, kıyafetler, mezar taşı bile eskir. İki nisan, ölümümü istemek, tehdit. Sevileceğini sanıyor musun, dedi. O kişi yerine üzüldüm. Senden kurtarsın beni yeter. Seni. Kaybetseydim. O. Yaşasaydı. Ölmeyi diledim. Boğazıma bir bıçak dayansın ve sadece bir hamle ile kessin istedim. Ölüm kadar unutulan olmak istedim. Adım unutulsun, sevdiklerim hiçbir şey olmamış gibi devam etsin istedim. Unutun, unutulmak istiyorum.