bir ev var. önünde kocaman bir kalabalık. başları öne eğilmiş nefesleri kesilmiş, suspuslar. bazılarından derin iç çekişler, bazılarından vah vah nidâları yükseliyor. koca kalabalığı yarıp geldiğin evin penceleri kırık, duvarları eski. demirliklere asılmış çiçeklerin ise boyunları bükük. sarı şeritlerle çevrilmiş evin ortasında yatan ise yedi yaşın. gözleri donuk, nefesleri kesik. bir elinde fotoğraf, bir elinde makas. ayaklarını kan içerisinde bırakan cam kırıklarının üzerinden geçip sana geliyor. herkesin gözleri sana dönüyor. hepsinde aynı duygu. nefret. yutkunamıyorsun bile. yedi yaşın çekilmiş aile fotoğrafınızı gösterip gülüyor. elindeki makasla seni o fotoğraftan kesip atıyor. herkesin gözlerini saniyelik bir acı kaplıyor. senin ise üzerine toprak atılıyor. mezarına ise kana bulanmış beyaz güller. o gece o evden sessiz sedasız bir cenaze kalkıyor, ne bir feryât ne bir göz yaşı var. söylemişlerdi sana çocuk, ölsen bile ağlayanın yok.