Çocukluğumu, gençliğimi, sokaklarında düşüp kalktığım, kaldırımlarına çöküp ağladığım, çok sevildiğim bazen reddedildiğim, büyüdüğüm yeri evimi, memleketim olan Malatya'yı kaybettim ben. Her şeyi geride bırakıp gitmek zorunda bırakıldım. Şimdiyse bilmediğim bir şehrin bilmediğim sokaklarında geziyorum. Yaşanılan bu çaresizliğin ateşini yüreğimden taşıp gelen yaşlar söndüremiyor aksine her damla gözyaşı o alevi harlıyor. Kimine göre az olsa da 19 yılımı verdiğim memleketimin her yanı yıkık dökük tıpkı bizim gibi..
O deprem anını, sonrasında yaşanılanları unutmamız da alışmamız da mümkün değil bizim için. Ateş başında bekleyen ayakkabısız çocukları, yürüyemeyen dışarı çıkamayıp yardım isteyen yaşlıları, korkudan atılan çığlıkları en önemlisi de sevdiklerimizi kaybetme korkusunu unutamayız.
Dedim ya ben 19 yaşında bir genç kızım, ben bu yaşımda çok fazla acı, keder gördüm. Ben bu yaşımda çaresizliği iliklerime kadar hissettim. O kadar kayıp verdik ki hayatta olduğuma sevinemedim, su içmek bir şeyler yemek istemedim.
Yine sokaklarında yürürken gülüp eğleneceğiz, belki ağlayacağız, aşık olup seveceğiz sevileceğiz belki.. Her semtinde bir anım bir yaşanmışlığım vardı memleketim şimdiyse yitip giden yıkılıp düşen her yerine kendi ömrümü gömdüm..
Her şeye rağmen yine de bulunmaz eşin, geri döneceğim Malatyam.