Melisa

7/10
Merhabalarr, Bu ikilemede Canavar üçlemesinde gördüğümüz Rai Sokolov’un hikayesini okuyoruz. Rai, yaşı daha genç olan küçük kuzeninin evlenmemesi için kendisini feda eder ve Anastasia yerine kendisinin evleneceğini söyler. Fakat evleneceği kişi tamamen sürprizdir ve 7 yıl önce ona korumalık yapan ve sonrasında bir şey demeden çekip giden Kyle Hunter , 4 büyük mafyalardan birinin kayıp oğlu olarak ortaya çıkar ve evlenirler. Bundan sonra aralarındaki ilişkiyi (daha çok cinsel demeliyim), zeka oyunlarını ve mafyatik olayları okuyoruz. Kyle hakkında kafam çok karışık. 35 yaşında adam ama konuşma tarzı olarak fazla alaycı ve olgunlaşmamış geldi. Ama bir yandan sevdim de. Kendisi çok fazla sır barındırıyordu ve biz bunların çözülmelerini neredeyse hiç okumadık. Hatta 7 yıl önce Rai’nin koruması olup, sonra Igor’un oğlu olarak nasıl ortaya çıktı, anlam veremedim. Zaten kendisi de İngiliz ve İngiliz aksanıyla konuşuyor. Neden kimse bunu sorgulamadı anlayamadım. Soyadı da Hunter ve farklı. Zaten 7 yıl önce de ailesini bulmak için gittiği bilgisini de biliyorduk. Bu kısımlar bende çok havada kaldı ve mantıklı bulmadım. Daha net ve anlaşılır şekilde yazılmasını beklerdim. Yorumlarda da gördüğüm kadarıyla kimsenin bu durum ilgisini çekmemiş. Bir tek bana mı tuhaf geldi? Kyle’ın İrlandılalar ve Ruslar’ı yok etme planı var ve ailesiyle ilgili olduğu belli. Ama ilk başta Rai’yi ardında bırakmayı düşünürken kitabın ilerleyen kısımlarında Rai’yi de yanında götürmeyi düşünmeye başlaması, Rai’ye karşı kıskançlıkları ve kendince sevgisini belli etmesi tatlıydı. Rai’ye ise bayıldım. Bu kadar erkek egemenliğinin olduğu bir ortamda başını dik tutarak, asla boyun eğmeyerek varlığını hissettirmesi, düşüncelerini korkusuzca belirtmesi ve güçlü olmasına bayıldım. Rai gerçekten de çok
Güç TahtıRina Kent · Ren Kitap · 2026171 okunma
Reklam
7/10
·144 syf.··
2026 35. kitabı
Merhabalarr, İlk kitap öyle bir yerde bitmişti ki hemen ardından 2. Kitaba başladım. Harika bir dil, harika bir kurgu olmasa da kitap kendisini okutturuyor ve baya sürükleyici. İlk kitaba göre hem olaylar daha iyi ve heyecan vericiydi hem de Lana’nın geçmişine dair yaşadığı şeyleri yavaş yavaş öğrenmemiz kitabı daha heyecanlı kılmıştı. Hala daha Lana’nın neler yaşadığını deli gibi merak ediyorum. Ve sadece kendisi değil, başkalarının da aynı fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldığını öğreniyoruz. Daha derinlikli, daha duygusal bir kitap olmuş ve ortak payda da kadınların istismara uğradığı şeyler olunca ben daha çok sahneleri hissediyorum sanırım. Ayrıca Logan tarafında da polisiye kısmı var ve özellikle yakalaması gereken Öcü lakaplı bir psikopat var. Aynı zamanda Lana kendi sıralamasındaki isimlerin dışına çıkarak ve ardında da bariz olmasa da bir kanıt bırakarak Logan’ın ekibindeki bir kızın üvey babası olan pedofili adamı infaz eder. Logan ve ekibi diğer cinayetlerle bağlantıyı nasıl kuracak veya kurabilecek mi merak ediyorum. En merak ettiğimse Logan, Lana’nın kim olduğunu öğrendiğinde nasıl tepki verecek? Ben olsam nasıl tepki verirdim bilemiyorum, bu yüzden daha da merak ediyorum. İlk defa bir kitapta erkek karakterdense kadın karakteri daha çok sevdim. Bu da kadın karakterin derinliğinden dolayı bence. Logan bana hala yavan geliyor. İlişkileri bana hala geçmedi. Olmamışlık hissediyorum. Bu kitapta benim için önemli olan romantik ilişki değil, Lana’nın travmaları ve psikolojisi zaten. Bu yüzden bu konuya takılmıyorum. Sırlar ortaya çıktıkça kitap daha da güzelleşiyor. Bu yüzden serinin gittikçe daha iyi olacağını düşünüyorum. Yazar kitapların sonunda hep bir bomba patlatıyor. Bunda da Öcü Lana’yı buldu ama Lana zekası ve kıvraklığıyla onu alt eder diye
Mindf*ck 2: SekteS. T. Abby · Artemis Yayınları · 202672 okunma
7/10
Merhabalarr, Konusu itibariyle çok merak ettiğim bir kitaptı, çok da sürükleyici başladı ama ben ana karakterlerin hemen sevgili olmalarını sevmedim. Keşke aralarındaki cinsel gerilimi – flört edişlerini yavaş yavaş okusaydık, öyle daha çok severdim. Bu haliyle aralarındaki şey bana aşırı geçmedi ve kitap çok kısaydı, bu kadar kısa sayfada da kitabın içine girmişim gibi hissedemedim. Her şey çok hızlı başladı ve çok geçiştirilmiş gibi hissettim. Ama kitabı çok kısa sürede okudum zaten çok kısa bir kitap. Girişte kendimce tüm olumsuz özelliklerini sıraladıktan sonra konusu anlatmaya başlıyorum. Lana’nın geçmişte yaşadığı travmatik olaylar var ve bu travmatik olayları kendisine yaşatanlardan tek tek intikam alıyor. Bir gün bir cafede otururken FBI ajanı olan Logan ile tanışıyorlar. Lana kendisini herkesten uzak tutmayı başarsa da Logan’a çekiliyor ve yanlış ve hatta tehlikeli olduğunu bilse de Logan’dan uzak kalamıyor. İşte burada Logan Lana’nın peşinden koşsaydı, Lana’da sebeplerinden dolayı ondan uzak kalmaya çalışsaydı ama başaramasaydı daha alev bir çift olurlardı diye düşünüyorum. Veya uzak kalamadı ya hemen flört etmeler hemen sevgili olmalar başladı. Burada o çekimi bize o kadar iyi vermeliydi ki biz de buna ikna olalım veya Lana’nın yıllarca sevgiye muhtaç kalmışlığını çok iyi bize geçirmeliydi. İşte o zaman çok daha başka bir seviyeye gelirdi kitap. Yani Logan’a şuanda pek yüksek değilim. Lana’nın yanında çok sıradan kaldı bence. Sözde çok iyi FBI ajanı olarak gösterildi ama bize zekasını kanıtlayacak argümanlar sunmamış yazar. Bence havada kalmıştı. Lana’nın geçmişini çok merak ediyorum. Kitaba sırf bu yüzden devam edeceğim. Kitabın sonunda ki olaydan dolayı da merak unsurum arttı. Giriş kitabı olarak değerlendiriyorum ve kitabı merak ettiğim için devam
Mindf*ck 1: RiskS. T. Abby · Artemis Yayınları · 2026184 okunma
8/10
·424 syf.··
2026 34. kitabı
Merhabalarr, Baştan uyarıyorum spoilerlı bir yorum olacak. Kitabı çooook sevmiştim ta ki son 100 sayfasına kadar. Hatta erkek karakter tam benim sevdiğim bir karakterdeydi, favorilerim arasına giriyordu. Ama kitabın sonlarında doğru yaşanan bir olayda dediği şeyler beni şoka uğrattı. Neyse olumsuz şeylerle başlamayalım, olumlu kısımlarını söylersek gerçekten de nefretten-aşka ve slow-burn temasını dibine kadar hissettirdi. Diğer nefretten aşkalar çok kısa sürüyor ve hızlı gelişiyordu ama bu kitapta ilk 100 sayfada neredeyse sadece birbirlerine laf sokmaklarını okumakla geçti. Hatta bir an dedim ki ee bunlar heralde hiç hislerini minicik de olsa belli etmeyecekler. Ama sonra hikaye yavaş yavaş çözülmeye başladı. Bize o romantizmi çok yavaş yavaş verdi yazar ve ben buna bayıldım. Rosie ve Aiden üniversitede yazarlık dersleri alıyorlardır ve Rosie romantik kitaplar yazarken Aiden edebi kurgular yazmaktadır ve mutsuz sonları sevmektedir. Derslerde herkes yazdığı hikayeleri okur ve diğer öğrenciler sırayla eleştri yaparlar ama Rosie ve Aiden’in birbirlerine yaptıkları eleştiriler çok sert ve sınıfın huzurunu bozacak düzeyde olunca profesörleri dersin huzurunu bozdukları için onları dersten çıkarmak ister. Derse devam etmeleri için de bir şartı vardır: beraber kitap yazmaları. Ve beraber bir kitap yazmaya başlarlar ve aslında yazdıkları karakterler kendileridir. Bu karakter aracılığıyla hislerini dile getirirler. Özellikle profesörün beraber bir randevuya çıkmalısınız böylece karakterler daha gerçekçi olur tavsiyesinden sonra randevuya çıkarlar ve benim için hikaye orada başladı. Şimdi kitapla ilgili o kadar fazla artı sayacağım ki. 1. Randevu için Rosie’i güzel bir restorana götürmek isteyen Aiden anlaşamadığı babasından yardım ister ve sonrasında babasıyla görüşmek
Kitabımda YokKatie Holt · Artemis Yayınları · 2026131 okunma
7/10
·392 syf.··
2026 33. kitabı
Merhabalarr, Filmlerden daha güzel kitabının devam kitabıyla geldim. Açıkcası kitabı okuyup okumama konusunda kararsızdım çünkü ilk kitap gerçekten çok tatlıydı, istediğim herşeyi vermişti ve çok güzel bitmişti. Ama merakıma yenik düştüm ve okudum. Çünkü Wes’i gerçekten çok seviyorum. Üniversiteye başladıklarında Wes’in başına büyük bir olay gelir ve evde onu bekleyen sorumluluklardan dolayı okula ara vermek zorunda kalır. Çiftimiz 2 yıl boyunca ayrı kalırlar ve görüşmezler. Liz, Wes’in yaşadıklarını bilmiyordur ve Wes ona durumu hakkında yalan söyler. 2 yıl sonra üniversiteye geri döndüğünde Liz’i geri kazanmayı planlar ama Liz’in (sahte) erkek arkadaşı vardır. Buna rağmen pes etmez ve aralarındaki şeyi düzeltmeye çalışır. Liz’in hislerini anlayabiliyorum, aldatıldığını, yüzüstü bırakıldığını düşünüyor ve onu görmeye dayanamıyor. Nefret etmek istiyor ama edemiyor da. Liz özellikle bu 2 yılda çok değişmiş hissettirdi, zaten artık o çiçekli elbiseler giyen bir kız değil. Wes’in hikayesini merak unsurlarıyla yavaş yavaş vermesi, hikayeye yedirilmesi çok güzeldi. Wes’in kızkardeşi Sarah’ın Wes’e destek olması, onu devam etmesi için teşvik etmesi çok tatlıydı. Bu seride de en çok bu durumu seviyorum sanırım. Evet aşk daha baskın ama aile ilişkileri, arkadaşlıklar, birbirlerini desteklemeleri çok tatlı. Liz’in üvey annesi Helena’nın bile Wes’i arayıp yüreklendirmesi, rahatlatması çok tatlıydı. Bu kitap ilk kitaba göre daha hüzünlü, daha kalp kırıcıydı ama Wes’in hayatı üzerinden döndüğü için yine çok keyif alarak okudum. Liz’i geri kazanmak için verdiği çaba, hiç pes etmeyişi (Liz’e rağmen), Liz’e bayılışını onun ağzından okumak çok keyifliydi. Liz çok süründürdü belki kendince haklıydı ama ben olsam çoktan yelkenleri suya indirmiştim. Bu seriyi kesinlikle okumanızı
Filmlerdeki Gibi DeğilLynn Painter · Artemis Yayınları · 2025285 okunma
Reklam