Sevgi en yükseklere uzanıp,Güneş'le titreşen en hassas dallarınızı okşasa da,
Köklerinize de inecek,ve onları sarsacaktır,
Toprağa tutunmaya çalıştıklarında...
Mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker;
Çıplak bırakana kadar döver,harmanlar;
Kabuklarınızı,çöplerinizi ayıklar,eler..
Bembeyaz olana kadar öğütür sizi;
Esnekleşene kadar yoğurur;
Ve Tanrı'nın ilahi sofrasına ekmek olasınız diye,
Sizi kendi kutsal ateşine savurur...
Sevgi sizi çağırınca,onu takip edin,
Yolları sarp ve dik olsa da...
Ve kanatları açıldığında,bırakın kendinizi,
Telekleri arasında saklı kılıç,sizi yaralasa da..
Ve sizinle konuştuğunda,ona inanın,
Kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi,
Sesi tüm hayallerinizi darmadığın etse de...
Çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi,çarmıha da gerer.
Sizi büyüttüğü ölçüde,budayabilir de...
Yan yana ayakta durun ama çok yakın değil.Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır. Ve meşe ağacı ile selvi ağacı birbirinin gölgesi arasında büyüyemez.
Birbirinizi sevin ama sevgi bağ olmasın.Daha ziyade ruhlarınızın sahilleri arasında hareket eden bir deniz gibi olsun.Birbirlerinizin bardaklarını doldurun ama aynı bardaktan içmeyin.Ekmeklerinizi paylaşın ama birbirinizinkini yemeyin.Beraberce şarkı söyleyin,dans edin,coşun fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin.Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayrı ayrı olup yine de aynı müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi..