Tufan öncesi bir dünyadan çıkmış olarak ve nihayet kendim olmak için doğadan sıyrıldığım ve ötekilerin gözünde bir Öteki haline geldiğim anda alınyazımın gözlerinin içine bakıyordum ve tanıyordum onu; kendi çabalarımla bir yabancı güç olarak karşıma dikilmiş özgürlüğümden başka bir şey değildi o.
Kimi zaman geçen zamanın okşayışını duyuyorum, çoğunlukla geçmeyen zamanı hissediyorum. Titrek dakikalar yere düşüyor, yutuyor beni ve can çekişmeleri sona ermiyor; durgun ve kokuşmuşlar, ama hala canlılar; süpürürsünüz onları, daha taze, ama aynı ölçüde beyhude olan başkaları gelip onların yerini alır; bu iğrenmelere mutluluk denir.
İnsan önceden mahkûm edilmiş olarak doğabilir miydi? Doğabilirse bana yalan söylenmişti demek ki ve dünyanın düzeni, hoş görülmesi olanaksız bozuklukları gizliyordu içinde.
Eğer insan ancak kendi karşıtıyla tanımlanıyorsa, ben, et ve kemik olarak tanımlanamazdım ve eğer sevgi ile nefret aynı madalyonun iki yüzüyse ben hiçbir şeyi ve hiç kimseyi sevmiyordum.
Komut vermekle komutlara itaat etmek aynı şeydir. En otoriter kimse bile başkasının, kutsal bir asalağın, adına verir komutları; kendi çektiği soyut şiddet ve işkenceleri başkasına aktarır.