Olivia Ruiz’in "Renkli Çekmeceli Şifonyer" kitabını bitirdiğimden beri içimde tarif edemediğim bir hüzün var. Kitap, anneannesi Rita’nın ölümünün ardından ona kalan gizemli bir şifonyerin on çekmecesinin açılmasıyla başlıyor. Her bir çekmece; bir fotoğraf, bir anahtar ya da küçük bir nesne aracılığıyla Rita’nın İspanya İç Savaşı’ndan Fransa’ya uzanan zorunlu göç hikayesini aralıyor. Ancak bu sadece bir "göç hikayesi" değil; köklerinden koparılmış üç kız kardeşin, yabancı bir toprakta hayata tutunma çabasının ve kadınlığın, anneliğin, aşkın bu süreçte nasıl şekillendiğinin öyküsü. Ruiz’in dili, bir müzisyen olmasından kaynaklı olsa gerek, oldukça ritmik ve duygusal. Yazar, tarihi gerçekleri bir tarih kitabı kuruluğunda değil, bir aile trajedisinin mahremiyeti içinde sunuyor. Kitapta en çok dikkat çeken unsur "sessizlik" teması. Aile büyüklerinin acılarını çocuklarından gizlemesi, ancak bu gizli acıların bir şekilde sonraki nesillerin karakterine sızması çok naif bir şekilde işlenmiş. 158 sayfa gibi kısa bir hacme sahip olmasına rağmen, yazar çok katmanlı bir dünya kurmayı başarmış. Şifonyer burada harika bir metafor: İnsan hafızası da çekmeceler gibidir; bazılarını gururla açarız, bazılarını ise kilitleyip anahtarını saklarız.