Gecenin bir saatinde hiç çıkmadığın aklıma seninle ilgili milyon tane düşünce yığılıyor. Merak ediyorum bir şeyleri, soramıyorum. Kaç defa ağladın, nereleri gezdin, kaç defa çiçek topladın, ilk defa ne zaman seni sevdiğime inandın, nasıl bir çocuktun, dondurmayı nasıl yersin, mutfakla aran nasıl ve bunlar gibi bir yığın soru aklımı durmadan kurcalıyor... Bir gün hepsine cevap verir misin, bir gün tanışabilir miyiz?
birini sevmek o kadar güzel bir şey ki... yaşadığın her şeyin bir anlamı varmış gibi, içindeki kız çocuğu oradan oraya durmadan koşuyormuş gibi, kanayan yarana üflermişsin gibi hissettiriyor... kuş olup uçuyorsun, bazen de yere çakılıyorsun. aklına gelince farklı diyarlarda dolaşıyor, bir şey olduğunda ilk ona koşmak istiyorsun. yok ama, orada var olduğunu biliyorsun. hiçliğine kucak açıp her şeyinle onu bekliyorsun. bir günlük ömrü olan kelebeğin bundan sonraki yüzyılı hayal etmesi gibi, menekşelerin koku vermesi gibi imkansız şeyler oluyor etrafında sen de deli divane geziniyorsun. domestos içmiş gibisin ama kafan yerinde, tuhaf bir şeh bu...
İçimdeki sıkıntıyı açıklayabilecek kelimeleri bulamıyorum. Her şeye iyi tarafından bakan ruh halimden eser yok. Günlerdir kaybolmuş gibiyim, kendimi bulmaya çalışırken daha çok kayboluyorum üstelik. Bir kahve kokusuna sakinleşmem gereken yerde sinirlerime hakim olamıyorum, loş ışıkta kitap okurken içim huzurla dolmalı ama aksine insanların sahtelikleri aklıma geldikçe odaklanamıyorum hiçbir şeye. Ne yaşadığımı bilmiyorum. Neden böyle olduğumu da. İçimdeki yalnızlıkta kocaman bir kalabalık var ve sessizliğin sesi beni sağır ediyor. Bir şeyler durmadan değişiyor ve ben buna katlanamıyorum. Kimseye güvenemezken güvendiğim insanların beni kandırdığını fark ettikçe herkesten nefret ediyorum. Duygularımla oynanmasından, canımın yanmasından nefret ediyorum. İçimde çığlıklar kopuyor dışarıya tek bir kelime dahi söyleyemiyorum.