m.

birini sevmek o kadar güzel bir şey ki... yaşadığın her şeyin bir anlamı varmış gibi, içindeki kız çocuğu oradan oraya durmadan koşuyormuş gibi, kanayan yarana üflermişsin gibi hissettiriyor... kuş olup uçuyorsun, bazen de yere çakılıyorsun. aklına gelince farklı diyarlarda dolaşıyor, bir şey olduğunda ilk ona koşmak istiyorsun. yok ama, orada var olduğunu biliyorsun. hiçliğine kucak açıp her şeyinle onu bekliyorsun. bir günlük ömrü olan kelebeğin bundan sonraki yüzyılı hayal etmesi gibi, menekşelerin koku vermesi gibi imkansız şeyler oluyor etrafında sen de deli divane geziniyorsun. domestos içmiş gibisin ama kafan yerinde, tuhaf bir şeh bu...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İçimdeki sıkıntıyı açıklayabilecek kelimeleri bulamıyorum. Her şeye iyi tarafından bakan ruh halimden eser yok. Günlerdir kaybolmuş gibiyim, kendimi bulmaya çalışırken daha çok kayboluyorum üstelik. Bir kahve kokusuna sakinleşmem gereken yerde sinirlerime hakim olamıyorum, loş ışıkta kitap okurken içim huzurla dolmalı ama aksine insanların sahtelikleri aklıma geldikçe odaklanamıyorum hiçbir şeye. Ne yaşadığımı bilmiyorum. Neden böyle olduğumu da. İçimdeki yalnızlıkta kocaman bir kalabalık var ve sessizliğin sesi beni sağır ediyor. Bir şeyler durmadan değişiyor ve ben buna katlanamıyorum. Kimseye güvenemezken güvendiğim insanların beni kandırdığını fark ettikçe herkesten nefret ediyorum. Duygularımla oynanmasından, canımın yanmasından nefret ediyorum. İçimde çığlıklar kopuyor dışarıya tek bir kelime dahi söyleyemiyorum.
Yıldızların yandığına inanma, İnanma güneşin döndüğüne, Her doğruyu yalan bil. Fakat seni sevdiğime İnan ophelia...
Doğduk ve büyüdük. Önce annemizi kokusundan tanıdık, sonra etrafımızdakilerin yüzlerini tanıdık. Zamanla konuşmayı öğrendik, kelimeleri doğru düzgün söyleyemeyen halimizle insanları güldürdük. Yürümeye çalışırken defalarca düştük, her düşüşümüzde kahkahaların yanı sıra annemizin endişeli sesi geldi kulaklarımıza. Varlıkların adını öğrendik, her gördüğümüz şey için ‘bu ne?’ sorusunu sorduk, bazen kendimizden bıktırdık insanları. Sonra daha küçücükken seçim yapmaya zorladılar bizi, kollarını açtı iki kişi hangisine gideceğimizi görmek adına, kollarına koştuğumuz kişiyi daha çok sevdiğimizi düşündüler, yanıldılar. Biraz daha büyüyünce karşımıza geçip aynı şekilde ‘anneni mi babanı mı seviyorsun?’ dediler, ikisinin yokluğu da aynı şeyi ifade ediyordu ama onlar bunu görmek istemediler, kesin bir cevap isteyip durdular. Anne tarafı akrabaların seni annene benzetti, baba tarafı akrabaları ise babana, kimse demedi ki ‘birilerine benzemek zorunda değil, herkes farklı, kimse kimseye benzetilmek zorunda değil’. Hep iki arada bir derede bıraktılar bizi, iki yolun sonu da uçurumdu oysa ki. Sen büyürken sana toplumun değişmez kuralları öğretildi, ‘bir hanımefendi gibi oturmalısın, erkekler daha değerlidir, sesin çok çıkmamalı, fikirlerini kendine saklamalısın’. Toplum kuralları ile bütünleştirmeye çalıştılar seni, kendi kurallarını koyan biri olmandan korktular çünkü onları korkuttular. Zamanla kendinin farkına vardığın dönemlerde seni bastırmaya çalıştılar. Düştüğünde kızsan güldüler, erkeksen kızdılar. Ağladığında kızsan ‘saçmalama’ dediler, erkeksen ‘erkek adam ağlamaz’. Yanlış yaptığında kızsan seni yargıladılar, erkeksen ‘bir daha yapma’ deyip güldüler. Birini sevdiğinde kızsan ‘şuna bak sahte juliet’ dediler, erkeksen ‘aferin paşama’ deyip pohpohladılar... Eşitliğin olmadığı
Edebiyat
zamanla anlayacaktır insan, kendisine kendisinden başkasının yardım edemeyeceğini. öğrenecektir ki iyileşmeyecektir uzatmazsa elini ruhuna ve dokunmazsa yaralarına. görecektir ki acının doğru bakış açısı ile bitişidir mutluluk. yaralarını sardığında olumlu ve iyi duygularla, can kırıklarını birleştirdiğinde bilgelik ve mantıkla, doğru adrese giden yolun değişimden değil gelişimden ve dönüşümden geçtiğini gördükçe, zamanını gereksiz işlerle ve kendini başkaları için tüketmedikçe, o zaman hayatı bir sanata dönüşecektir.