''... Ağlıyorduk… Çünkü bir kere gözyaşı yaratılmıştı. Ve şüphesiz ki yağmur gibi gözyaşının da olduğu her yerde engin bir rahmet vardı. Biz de yağmur yüklü bulutlar gibi, gam yüklü yüreğimizle ağladık. Bu iki insanın halini halimiz bildik ve onların hüzünleriyle dertlendik. Sonuçta onlar gibi biz de birer anne babaydık. Belki de bunun için en çok, Yusuf’unu yitirmiş Yakub’un yüreğiyle ağladık. Ne de olsa biz başkalarının günahları için ağlayan bir peygamberin ümmetiydik. Şimdiki zamanda yanaklarımızda rastladığımız bu gözyaşları, bize ezelden kalma bir mirastı. Şems-i Tebrizi’nin söylediği gibi, biz ağlayacaktık ki; içimizdeki o aşk hep taze kalacaktı... ''
''Tükenmez bir kalemle yazılsa da tükenen umutlarım
İşporta tezgâhlarındaki korsan bir kitap gibi
Yarı fiyatına satılsa da gençlik yıllarım
Yine de sana düşmemeliydi bu aşkın cellatlığı''