Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu,daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım
Bir müddet sustuk...Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum,senelerce söylense bitmeyecek şeyler ...Fakat hiçbiri şu anda aklıma gelmiyordu.
Yerimden fırlayarak boynuna sarılmak ve onu ağlaya ağlaya öpmek için müthiş bir arzu duydum.Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu,içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum.Bir insanın diğer bir insanı,hemen hemen hiçbir şey yapmadan,bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?
Babam bu kadar okumama kızar,bazen romanları alıp atar,bazen geceleri odama ışık verdirmezdi.Fakat benim her şeye bir çare bulduğumu,küçük kaytan fitilli idare lambasının ışığı altında kendimden geçerek Paris Esrarı'nı veya Sefiller'i okuduğunu görünce tazyikinden vazgeçmişti.Elime geçen her şeyi okuyor ve her okuduğum şeyin,ister Mösyö Lökok'un Maceraları,ister Murat Bey'in tarih olsun tesiri altında kalıyordum.