Kuşlar kendilerine mutluluk sorusunu sormazlar.Mutluluğu yaşarlar. Her şey yolunda gittiğinde mutludurlar; öylece , basitçe. Dert etmemeyi bilmek mutluluğun başlangıcı değil midir zaten?
Bazı kişiler , buz kesen kış aylarında uyumak için kalbini durdurabilen orman kurbağasına benzer. Hüsrana uğrayan bir aşkın ardından sevmeyi bırakır, yeniden acı çekme korkusuyla artık bağlanmak istemezler. Oysa kuşların kalbi , asla atmaktan vazgeçmez.
Acaba küçük rutinlerimiz arasına bizi çevreleyen dünyayı sık sık gözlemleme alışkanlığı katıyor muyuz? Çevremize kapalı olmamak, onunla bütün etkileşimlerimizi daha iyi hissetmek için duyularımızı,gözlerimizi, burnumuzu, kulaklarımızı keskinleştiriyor muyuz? Bir kuşun süzülüşünü seyretmek, kırlangıçların cıvıltılarını, karatavuğun flütsü şarkısını duymaya zaman ayırmak, alaca baykuş esrarlı ötüşüyle sessizliği bölerken ufukta beliren kocaman, güzel dolunayı görmek için gece kalkmak... Şiirin hayatımıza dalmasına izin verdiğimiz an, tekdüzeliğe elveda deriz.