tuhaf bir adam oldum
kendimle konuşuyorum evin içinde
biraz da şu koltuğa oturayım, diyorum
perdeleri ne kadar zamanda yıkardın, diyorum
bir gün olsun açık bırakmıyorum yatağımızı
el ayak değmeyen yerler nasıl tozlanıyor böyle
merak etme, mutfağı tertemiz ettim
terlikler senin istediğin gibi duruyor
çamaşır ipini silmeden asmıyorum çamaşırı
bir kahve yapayım diyorum
iki fincan koyuyorum, süt hazırlıyorum sana
sessizlikten mi nedir
bütün bunları yüksek sesle söylüyorum.
insan başka nasıl katlanır ölüme, bilmiyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
-ister ölüm olsun, ister ayrılık.
insan unutur mu var olduğu bedeni?
dünya sözüm, can evim,
bir gün ağzından uzak gülerse ağzım
tanrı gökyüzüyle boğsun beni.
Annen sesleniyor avludan;
"Sardunyalara su verin biraz,
renklerini boğmaya başlamış toprağı.
top kadifeler yaprak döküyor yalnızlıktan..
gülhatmiler serçeleri taşıyamıyor dallarında.
Ne zaman öğreneceksiniz, bilmiyorum ki..
evlerin yalnız eşyalardan yapılmadığını."
üç yıldır ölüyorsun Hatice
yataktan kalkıyorum, ölüyorsun
odadan odaya geçiyorum, ölüyorsun
su içiyorum, boğazımda mezar hecesi bir taş
...
işten geliyorsun, kış, soluğun saçaksız kuşlar
iki omuzunda bitmiş gün
ellerinden tutuyorum
birden ölüyorsun.
"Bugün çok güzelsin" diyor Ayşegül Hemşire
içinde bir nazlı göl usulca yapraklanıyor
tam kendini seveceksin
ölüyorsun.
...
"Hatice Abla" diyorlar, hepsi birer Lokman iyiliği
gözlerin bir daha tutunuyor dünyaya
ölüyorsun.
yirmi yaşımız siyah beyaz bir zaman
ankara henüz ana rahmimiz olmamış
güzelliğini omzuma alıyorum Kurtuluş Parkı'nda
dört yanımız yeni dünyaların buğulu harfleri
saçların ağzımda düğün-dernek
birden ölüyorsun.
...
sevmenin tanrı soluğuyuz ikimiz de
gövdemiz dünyanın ilk atlası boynundan dudaklarına dönüyorum mahcup
kışlanın radyosu birden camlarda:
bastığımız kara toprak boyumuzu aşar bir gün.