Harf haritasında parıldayan yıldızlar vardı, bir gece içinde yayınevlerinin korumasındaki rezil kitapları paraya dönüştüren, pazarlama taktikleriyle piyasaya sunulan, edebiyat ödülleri kazanan, romanları kepaze filmlere dönüşen ve kitapçıların vitrinlerini süsleyen, sergilendikçe para üstüne para kazandıran eserlere ışık tutan yıldızlar...
Bir yığın devasa kitapçı, koca koca müzik dükkanları, kafeler, kapılarını sıra sıra dilencilere teslim eden sinema ve tiyatro salonları ile doluydu şimdi orası.
Buenos Aires'liler ellerinde kulaklarına dayalı cep telefonları ile dolanıyor, arabalarını cep telefonlarını omuzlarıyla kulakları arasına sıkıştırılmış bir şekilde kullanıyor, toplu taşıma araçlarında, süpermarketlerde yine cep telefonlarıyla konuşuyor ve sokakları bile, sanki sözel bir virüs hayatlarının kontrolünü ele geçirmişçesine, bu şekilde süpürüyorlardı.
Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.