Dünyanın farklı coğrafyalarında ve zamanlarında yazının ortaya çıkışı medeniyet kurulmasına bağlı bir gereklilik olarak görünmektedir. Başlangıçta saymaya olan ihtiyaç, hesap tabletleri ile başlamış ve piktogram denilen resim yazısına dönüşmüştür. Resimlerin giderek soyutlaşmasıyla hece sistemine ve daha sonra tekrar değinilecek olan ses sistemine doğru geçiş binlerce yıllık bir oluşla ortaya çıkmıştır. Gelişmiş bir yazı sistemi devletlerin ve dinsel sistemlerin kendilerini tanımlamaları, hukuk sistemlerini oluşturmaları, kültür ve düşüncenin aktarılmasının hızlanması anlamında büyük katkı sağlamıştır.
Bilinen en erken yazı sistemi olan çivi yazısı, MÖ 3200'lerden MS 75'lere kadar neredeyse 35 asır boyunca 15 farklı dilin yazıya geçirilmesinde kullanılmıştır.
Klasik görüş yazının Sümerlerce bulunduğunu ve Mezopotamya'dan dünyaya yayıldığını kabul ederken, günümüzün arkeolojik ve antropolojik verileri yazının farklı zaman ve coğrafyalarda, bazen de eş zamanlı olarak birden fazla kez keşfedilmiş olabileceğini ortaya çıkarmıştır.
MÖ 10.000'lerden başlayarak yaklaşık MÖ 3000'lere kadar olan büyük bir zaman aralığında tüm dünyada birçok bitki ve hayvan evcilleştirilmiştir. İnsanların çoğu ürün ve sürülerine bakmak üzere köylere yerleşmiş ve bir dizi başarısızlık ve kademeli ilerleme sürecinin sonunda insanın doğayla mücadelesi tamamlanmıştır. Böylece insanlık tarihinin kalan kısmına damgasını vuracak olan yeni bir mücadele dönemi başlar. Birileri kurulan yeni düzenlerin sürekliliğini sağlamalıdır ki bu da yönetici sınıf ve hiyerarşik bir toplum düzeni demektir.
İnsanların yaşamlarını devam ettirebilmek için tarıma dayalı bir düzen kurdukları ilk yer Asya'nın güneybatısındaki Mezopotamya topraklarıdır. Tarım bu bölgeden Afrika, Avrupa ve Doğu Asya'ya doğru yayılmaya başlar.