Biz neden Allah'ı göremiyoruz?
Bu soruya sûfilerin verdiği bir cevap şudur: "Zuhurunun şiddetinden dolayı gizli kalmaktadır." Allah hem zâhir (görünen) hem de bâtındır (gizlidir). Başla bir deyişle Zâtı itibariyle gizli, sıfatları itibariyle görünendir. Nasıl güneş ışıklarının şiddetinden dolayı göz kamaştırıp görmeyi engelliyorsa, Allah da eşya âlemindeki zuhuruyla kendisini görünmez hâle getirmektedir. İşin sırrı da buradadır. Görmek isteyen için onun eşya âlemindeki tecellileri yeterlidir. Eşya, Allah'ın elinden çıkmıştır ve ondan izler taşır. Kur'an bu izlere "âyetler" (göstergeler) demektedir. İzlere bakarak sahibine ulaşabilirsiniz.
Kendisini tümüyle ifşa etseydi, Onu tanımak diye bir şey olmayacaktı, o zaman herkes zorunlu olarak görüp tanıyacaktı. Oysa Allah kendini tanıma konusunda insanlardan bor cehd ve gayret beklemektedir. Eşyayı tanımak için gösterdiğimiz cehd ve gayreti, O'nu tanımak için neden göstermiyoruz? Eşyayı tanımak, zaten O'nu tanımanın ilk adımıdır, ikinci adımı atmak için neden direniyoruz?
Mısır toplumu, bir su bitkisinin gövde liflerinden dokuduğu papirüs kağıdını keşfetmiş ve kendine has bir hiyeroglif yazı sistemini hayata geçirerek tarih çağlarına dahil olmuştur.
Dünyanın en uzun nehri olan Nil Nehri, etrafındaki bereketli vadi boyunca tarım yapılabildiği için antik devirde Mısırlılar tarafından tapılmaya layık görülmüştür. Mısır'da medeniyet tarihinde Nil Nehri'nin güneyden kuzeye akışı esas alınarak, Aşağı Mısır (Delta Bölgesi) ve Yukarı Mısır (Vadi Bölgesi) olmak üzere isimlendirilen iki bölge yön vermiştir.
Her yağmur damlası bir noktaya düşer, her yaprak payına düşen rüzgarı bilir, her ırmak kendi yatağında akar... ve insan yaşadığı sürece seçenekler içinden bir seçim yapar.
Sonuç adına şimdiyi ertelemek, yaşamı ertelemektir, ipini çekerek ardına düştüğümüz mutluluğu zamanın dışına itmektir. Bulunduğumuz her nokta, yaşadığımız her an bir sonuç değil midir gerçekte; bizi biz eden geçmişimizden ve seçimlerimizden oluşmuş bir sonuç?