İhtiyar: -“Nice insanlar vardır oğul. Yıllarca iş arayıp durur da bulamazlar; şans mı dersin nasip mi bilmem ama olmaz. Evlerine ekmek götürmek için en zor işleri yapmaya mecbur kalırlar ve bazıları öyle ki bu zorluklar altında kalır, yaşamını yitirir. Düşün bi hele ondan geriye kalan eşi, çocukları. Onların hayatı nasıl zor olur. Annem babam ile yaşarım dedin ama hiç onlarla yaptığın şeyleri anlatmadın. Mesela hiç mi çıkıp parkta oturmadın? Onları alıp gezmeye götürmedin? Nice çocuklar var esirgeme yurtlarında yaşayan, ana baba yüzüne, kokusuna hasret. Denizi seviyormuşsun, denizi seyretmeyi, kokusunu içine çekmeyi… Nice insanlar var denizi görme arzusuyla tutuşan, bir kere gün ışığı görmek için her şeyi feda edecek insanlar var. Arkadaşlarla sohbet ediyom demiştin. Nice kimsesizler var bu hayatta; tek arkadaşları ıssız, soğuk kaldırımlar. Sen eğer bunca varlık içinde mutlu değilim diyorsan mutluluk nedir bilmediğinden, mutluluğu göremediğinden oğul… Mutluluğun ne olduğunu bilen için hava da su da aile de bir başkadır.
Aldığı nefes başkadır,
Yediği aş başka,
Gördüğü manzaralar hep bambaşkadır.
Sen mutluluk nedir bilmiyon oğul.
Sen deniz içinde suyu bilmeyen balıklar gibisin.
Suyun içinde su arayan balıklar gibi…
Böyle devam edersen de mutluluk nedir hiç bilemeyecen.”
Delikanlı bu kez öfkesini yenmiş, merakla sordu:
-“Ne yapmam lazım peki ihtiyar? Her şeyi biliyorsun bunu da söyle hadi, ne yapmam lazım?”
İhtiyar delikanlının ellerini avuçları içine aldı:
-“Balıklar suyun tadını bilmez oğul, içinde bulundukları suyu içmezler. Sen artık o suyun tadına varmaya çalış, lezzetini almaya çalış, bir kez denizin tadını (mutluluğu) bulursan bir daha unutmazsın. Balıklardan öteye geç oğul, onlar başıboş suda yüzerken sen mutluluğun peşinde sürüklen o denizin içinde.”
mercan