Bütün bunları bir yana bırakın, iyi erkek, kötü erkek diye tanımlamalar da asla duyamazsınız. Oysa kadınlar iyi kadın, kötü kadın diye iki ana gruba ayrılmışlardır, ama hiçkimsenin aklına gelmez hoşlanmadıkları bir erkeğe kötü erkek demek.
Kızların yaşamı ya babaya ya kocaya bağlı olarak düzenlenmemeli. Anneler kız çocuklarını belirli değer yargılarıyla, bir şeyler üretmek üzere, kendi gücünü hissettirerek, erkek çocuklardan ayırmayarak yetiştirirlerse, kızların yaşamlarındaki en önemli şey de tazelik olamaz o zaman. Karşılaştıkları erkek "taze bir şeyler" istediği zaman ise, hiç gözyaşı dökmeden "hadi yallah" diyebilirler o erkeğe, kafalarının gücüyle, beyinlerinin tazeliğiyle.
O babalarımız ki, soğuktular, gülmezlerdi, okşamaz ve öpmezlerdi ve biz onları hep severdik... O babalarımız ki gözlerinin içine gözlerimizi diker, bir sözcük, bir dokunuş beklerdik boşu boşuna...
Bir kez daha anımsatmak istiyorum. Aşk hep vardır, hep gelir, ama onu bulmak, onu dolu dolu yaşamak pek de kolay değildir. Kaç kişi tanırsınız, ama hiçbiriyle gece yarılarına kadar telefonla konuşmazsınız, hiçbiriyle yorgun argın şafak sökünceye dek söyleşmezsiniz, her birinin kusuru gözünüzde büyür büyür... Hiçbirine dokunmak, durmadan dokunmak istemezsiniz...
Size yalvarsam... Yararı olur mu acaba? Ne olur yaşamımızın tek amacı, " Bir başkası" olmasın, ne olur onların yüzünden acımayın kendinize, ne olur kendinize kendi gözlerinizle bakın, onlarınkiyle değil, ne olur bir şeyler yapın, kendi dünyanızı yaratın, o dünyada kendi kendinizle kalın, " Bir başkası"nın dünyasına da girin çıkın, girin çıkın. Tıkılıp kalmayın onunkinin içinde.