Kadınların genel olarak çok sakin olmaları beklenir ama kadınlar erkeklerle aynı hisleri taşırlar. Onlar da yeteneklerini geliştirmek için çalışmalar yapmaya ve emeklerinin kullanılabileceği bir uygulama alanına erkek kardeşleri kadar ihtiyaç duyarlar. Çok katı bir şekilde kısıtlanmaktan, mutlak durağanlıktan tıpkı erkekler kadar ıstırap duyarlar.
On dokuzuncu yüzyılda dahi okumak eylemi, kızların yaşam enerjisini azaltır ve çalışmalarını derinden etkilerdi. Karşılarında daima direnmeleri ve aşmaları gereken "Sen bunu yapamazsın, beceremezsin" iddiaları olurdu.
Keats, Flaubert ve diğer dahi adamların katlanmakta çok güçlük çektiği dünyanın umursamazlığı, kadınlar için umursamazlık dahi değil, düşmanlıktı. Dünya onlara söylediği gibi "İsterseniz yazın, benim için fark etmez." demedi kadına. Çirkin kahkahalar atarak "Yazmak mı?" diyordu. "Senin yazman neye yarar?"
Kurgu hayali bir iş olduğundan bilimde olduğu gibi çakıl taşının yere düşmesi kadar somut gelmez insana. Kurgu örümcek ağı gibidir. Belki bağları çok zayıftır ancak yine de dört köşesinden bağlıdır hayata.
Doğrusu halamın mirası bana gökyüzünün perdelerini aralamış ve Milton gibilerin daima hayranlık duymamı istediği heybetli ve etkileyici adam figürünün yerine açık gökyüzü bırakmıştı.