‘’Kahveyi soğumadan önce iç.’’
Sevgili Esin Elif ’ın önerdiği kitaplardan bir tanesiydi. Dört bölümden oluşuyor ve hayalimde her bölümü kahve eşliğinde okumak vardı. Fakat sadece son bölümde bunu yapabildim. Kendi hevesimi kendim kırdığım için biraz üzgünüm.
Funiculi Funicula’nın özel bir sandalyesine oturup geçmişe gitmek mümkün. Yalnızca kahveniz soğuyana kadar orada kalabilirsiniz ve soğumadan önce bitirmeniz gerekiyor. Bu fantastik fikri çok sevdim. Her ne kadar ünlenmiş olsa da zamanla insanların ilgisinin azalmış olmasını ise çok inandırıcı bulamadım. Geçmişe gitme fırsatını -belki de macera demeliyim- kim kaçırmak ister ki?
Dört bölümün her birinde zaman yolculuğu yapan kişinin hayatındaki zor anlara ve duygularına şahit oluyoruz. Hepsinde aslında şu anı değiştiremeyecekleri için umutsuz gibi gözükseler de aslında bakış açıları, düşünce tarzlarında değişiklikler oluyor ve sonrasında şu ana döndüklerinde eski kendileri olmuyorlar. Olan şeyleri değiştiremeseler bile geleceklerinde gidecekleri yollar hayata nasıl baktıklarıyla çok farklı yönlere evrilebilir. Bu aslında yaratacakları en büyük değişim olacaktır.
Anlatımı sade ve okuması kolay bir kitaptı. Yavaş okuyan bir okur olarak hızlı bir şekilde bitirebildim. Az karakter olması hepsini tanıma olanağı sağladı ve karakterlerin hepsini de sevdim. Ayrıca kahve kokusunu alamasam bile kahve ile ilgili herhangi bir şey okumak beni mutlu ediyor.
Normalde dizi/film mi yoksa kitabı mı deseler kitap derdim ama ilk defa bir kitabı izlemeyi bu kadar istedim. Slice of life tarzında mini bir dizisi olsa harika olmaz mıydı? Okuduğum o duyguları oyuncuların yüzlerinde izlemeyi çok isterdim.
Kitabı okurken biraz sıkıldığımı, biraz şok olup biraz da çıldırdığımı söyleyebilirim.
Çocukluk döneminde oluşan bir hayranlığın bir saplantıya dönüşmesi ve kadının sürekli sevgilim diyerek aşkını(?) anlattığı bir mektubu okuyoruz.
*Spoiler olabilir*
Çocukluk zamanındaki o ilginin başlaması en başta normal geldi. Sonuçta direkt olmasa bile yeni bir komşu olarak hayatına birisi girmişti. Merakla gözetleyip duruyordu ama gel gör ki bu böyle devam etmedi. Ağzım açık okudum bu kısımları. Çünkü adeta kendinden geçti. Kızım ne yapıyorsun, kendine gel diye bir silkelemek istedim onu.
İlerleyen hayatı da bence tamamen hatalarla doluydu. Bu yüzden biraz çıldırdım. Çünkü aklı başında değildi. R'nin ise kendisini düzenli olarak fabrika ayarlarına alması insanda yine mi yahu diye isyan etme isteği uyandırıyordu.
Akıcı ve ilginin kopmasına izin vermeyecek bir anlatımı var. Çayınızı koyduktan sonra bir oturuşta rahatlıkla bitireceğiniz bir kitap.
Ayrıca bu kitapla ilgili şunu ekleyeceğim. Bence bu aşk olamaz. Çünkü okuyan kimisi şöyle sevenimiz olmadı diyebilir kendi kendine ama böyle sevenimiz olmasın zaten bence.
Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Büyük bir beklentiyle başlamadım, muhtemelen öyle olsaydı ilk bölümü okuduktan sonra devam edemezdim. Kitabın yarısına geldiğimde bıraksam mı diye de düşündüm. Çünkü bende hiç okuma isteği ve merak uyandırmadı.
Kitapta tamamen zıt diyebileceğim iki ana karakter var: Frank ve Laurence. Frank gerçekçi, Laurence ise tam bir fikir adamı. İkisinin düşünsel olarak çatışmasını okumak bir noktada keyif veriyordu. Laurence yenilik ve değişim peşinde çabalıyor, Frank ise bunları sonuç vermeyecek çabalar olarak görüyor.
Kitabın büyük bir kısmı okurken bana zevk vermedi. Yine de ileride seveceğim bir yeri olur diye okumaya devam ettim.
Ben sevemedim, birine önereceğim bir kitap değil ama okuyup çok sevecek kişiler de olur elbette. Puanım 5, ne iyi ne kötü.
İyi DoktorDamon Galgut · Yapı Kredi Yayınları · 2022151 okunma