Merida

Merida
@merida_ll
Geçen yıl Gu daha da kırsala gitmek istemişti. "Polisin de memurun da kameranın da olmadığı bir dağ köyüne gidelim." Yıldırım çarpmış yaşlı bir ağacı andıran bir kulübede, kara bir sincap gibi yaşamamız gerektiğini söylemişti. "Yeryüzüne mümkün olduğunca az inelim, yalnızca o yaşlı ağacın içinde, üzerinde yaşayalım. O zaman kimse bizim insan olduğumuzu anlamaz" demişti. Ben, insanın ne olduğunu düşündüm. İnsan muamelesi görebilmek için canhıraş çabaladığım günleri hatırladım. Demek ki Gu insan olmaktan bütünüyle vazgeçmek istiyordu. İnsandan ziyade yaşlı bir ağaç ya da bir sincap olmak istiyordu. Evet, belki de böylesi daha iyiydi. İnsan muamelesi görmek için bir ömür kavga etmektense burada bırakıp bir sincaba dönüşmek daha iyi olabilirdi.
Reklam
Hobo, bir an sonra başına neyin geleceğini bilemez, bu yüzden sadece içinde bulunduğu anı yaşar. Belli bir amaç uğruna çabalamanın beyhudeliğini öğrenmiştir. Feleğin uçarı kaprisleri doğrultusunda gayesizce yaşamanın, kendini hayatın akışına bırakmanın hazzını bilir.
Hobolar diyarında hayatın çehresi son derece değişkendir; olanaksızın olanaklı hale geldiği, her dönemeçte yolun yanındaki çalıların arasından bir anda karşınıza beklenmedik bir şeyin çıktığı sürekli değişen bir akışkan görüntüler dünyasıdır burası.
Sizi yardımseverlik tellalları sizi! Gidin de yoksullardan öğrenin çünkü asıl yardımseverler onlardır. Ellerindeki fazlayı vermek veya kendine saklamak diye bir şey yoktur onlarda. Ellerinde fazla yoktur da ondan. Kendilerine lazım olur diye asla saklamadan ellerindekini verirler ki genellikle de feci halde lazım olur. Köpeğe kemik vermek yardımseverlik değildir. Yardımseverlik, o köpek kadar aç olduğunda bile kemiği onunla paylaşmaktır.
Kitaplar oldukları yerde kaldığı sürece, yalnızca kağıt tomarından öteye geçmez. Muazzam güç harcanan eserler bile, kapakları açılmadığı sürece kağıt parçalarından ibarettir. Fakat insanların duygularını döktükleri, değer verdikleri kitaplar yürek barındırır.
Reklam