Unut, gitsin, diyorlardı bana.
Sanki acılar, unutulduğunda geçip gidecekmiş gibi. Acılar geçer, yarası kalır. Yarası geçer, izi kalır oysa.
Onların bilmediği şey unutmak, bir hafıza yangını değil, ağır ağır çöken bir boşluğun karanlığında boğulmaktı. Aslında unutmak, iyileşmek değil, kendinden kopmaktı. Unutmak, seni senden çalan bir hırsızdı. Ve her unutuş, bir kaybedişti. Kaybettiğin her anı ise insana kendini unuttururdu.
Kimi zaman hatırlamanın can yaktığını sanırsın ama asıl zehir, unutuşun iliklerine işleyen soğuk sessizliğidir.
Ve en kötüsü...
Bir gün acının yerini boşluk aldığında, o boşluğun içinde yolunu kaybedersin. Çünkü anılarını unutmuş bir zihnin en büyük ihaneti seni yarım bırakmaktır.
Acılarını unut gitsin, diyorlardı. Unutursan geçer…
Oysa unutmak, iyileşmek değil, kendinden kopmaktı. Ve her unutuş, bir kaybedişti. Kaybettiğin her anı ise insana kendini unuttururdu.