Fransız edebiyatını sevmekle sevmemek arasında kaldığım bir dönemin içerisindeyim. Tam da bu dönemde Gide’nin üslubu sevme kısmına yakınlaşmamı sağladı. Dar Kapı ’da aşk, tutku, erdem, fedakârlık ve daha birçok kavram o kadar kendine has işlenmiş ki okurken satırlar arasında kayboldum. Çok orijinal olmayan belki farklı bir yazarda okusam yavan gelecek bir konu işleniş tarzıyla sevdiğim bir hikâyeye dönüştü. Jerome ve Alissa’nın çocuk yaşlardan itibaren geliştirdikleri karakterlerini izlemek, birbirlerini şekillendirişlerine şahitlik etmek çok zevkliydi. Okurken ‘offf bu da ne gereksiz gurur’ demeden gerçekten hissedilen duyguya empati kurabildim. Aşk ve inançlarını yaşayış ve ifade edişleri çok kendilerine özgü ve gerçekçiydi bence. Bir solukta okunabilecek ve okurken sizi bütünüyle içine alabilecek bir kitap. Aşk üzerine pek çok roman ve aşk konusunu işleyen pek çok yazar var fakat insanın kendi dünyasını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren Andre Gide aldığı edebiyat ödülünü hak ettiğini gösteriyor. İnanç kavramını insanların ne derece hayatlarına dahil edebildiğini gösterdi bana. Kimi zaman hayret ettim, kimi zaman takdir ettim. Kimi zaman Alissa’yı bencillikle suçladım, kimi zaman Jerome’u güçsüzlükle ama sonunda onlar kendi dünyalarında yaşayışlarıyla kendilerini haklı çıkardı. İyi ki okudum dediklerim arasında olacak bir kitap. Sevdim seni Andre. Daha çok kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.