'Nazan Bekiroğlu'ndan Tranzon-Tebriz-Tiflis-Batum-Bakü-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.' yazıyor kitabın arkasında. Muhteşem muhteşem olmasına ama bu ben de kalan 'yanmış can'ı nasıl söndürecek bu hikaye? Bir Azam olmak istedim, bir Setterhan. Bazen Cemil Hikme olmak istedim Zehra'ya yakın olmak için. Sofya ve Setterhan'ı ölümsüzleştiren fotoğrafçı olmak istedim. Tebriz Kapalıçarşı'da halılara vuran ışık olmak istedim. Azam'ın kulağında ki gül küpeler, dokuduğu ilmekler olmak istedim. Masal'ın başını okşayan, Anuş'u , Hasan'ı saran Büyükhanım, Siranuş'un arkasına bakamadığı son bakış, Gülcemal olmak istedim İsmail'i sarmak için, Zehra'nın 'peki' sözü, Piruz'un mavi gözleri, Hacıbey'in yürürken ses cikartan suni bacağı.. olmak istedim. Okurken bu kadar zevk almamıştım ama gözümü kapatınca sol yanımda yeniden yazıldığını hissediyorum. Bu sefer 'Ne yani, şimdi sen beni görüyor musun?' demek istiyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sen-Ben bilincinden Biz Bilincine bir yolculuk. Sen ben bilinci nedir? Bir atlı hikayesi vardır. Atın nalının çivisi çıkar üstünde ki asker savaşa katılamaz, savaşta yenilirler ülke yıkılır. Hikayenin kahramanı asker değil 'demirci'. Demirci civiyi güzel çaksaydı nal çıkmayacaktı, asker savasa katılacaktı ülke yıkılmayacaktı. Hikâyenin hazin son ile biten Sen-Ben bilincidir. Bencil olmak. Günü, ânı kurtarmak. Biz bilinci ise her ne işi yapiyorsan mükemmel olanı yap. Kendini değil 'hepimizi düşün.'
Herkese iyi okumalar.