Sanat acizi insan, tam da kendi başına sanattan uzak insan oluşuyla, bir sanat tarzı üretiyor kendine. Müziğin dionysosçu derinliğini sezemediğinden, müzik beğenisini kendisi için stilo rappresentativo'daki tutkunun akılcı söz ve ses retoriğine ve şan sanatının şehvetine dönüştürüyor; bir vizyona bakamadığı için, teknisyeni ve dekorasyon sanatçısını kendi hizmetine koşuyor; sanatçının gerçek özünü kavrayamadığı için, kendi zevkine göre "sanatçı ilk insan" ı yani tutkuyla şarkı söyleyen ve şiir okuyan insanı peydahlıyor. Şarkılar ve şiirler üretmek için tutkunun yeterli olduğu bir dönemde yaşadığını düşlüyor: sanki duygulanım, şimdiye dek sanatsal herhangi bir şey yaratabilmiş gibi.
Dionysosçu sanatta ve onun trajik simgeselliğinde, aynı doğa, sahici, çarpıtılmamış sesiyle konuşur bizimle: " Benim gibi olun! Görünüşlerin aralıksız değişiminde bengi yaratıcı, bengi var olmaya zorlayan, bu görünüş değişiminden sürekli tatmin olan ilk-anne!"
Neydi istediğin Euripides, bu ölüm döşeğindekine bir kez daha angaryalar yüklemeye çalışırken? Senin zorba ellerinde öldü o: ve şimdi, eski şatafatı Herakles, in maymunu gibi yalnızca süslenmek için kullanmasını bilen, taklit edilmiş, maskelenmiş bir mitosa gerek duydun. Ve mitos nasıl sende öldüyse, müziğin dehası da sende öldü: hırslı mücadelenle müziğin tüm bahçelerini yağmalamak istediğinde, onu da taklit edilmiş, maskelenmiş bir müzik haline soktun. Ve Dionysos'u terkettiğin için, apollon da seni terk etti; onların kampındaki tüm tutkuları yeniden kaçır ve onları kendi çemberine sürgün et; kahramanlarının konuşmaları için sofist bir iyalektiği sivrilt ve törpüle kendine- senin kahramanlarının da yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş tutkuları var ve yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş tutkuları var ve yalnızca taklit edilmiş, maskelenmiş sözler söylüyorlar...