Gündelik yaşamın üzerime yüklediği gerginliği köyde geçen anılarımı düşünerek atıyorum. Bir su kenarında oturmuş akan suyun sesini dinliyorum, etrafımda sadece yeşilden bir örtü serilmiş, rahmetli dedem suyun içinde balık avlıyor öğlen yemeği için, ben onu seyrediyorum. Gizli gizli sigara içmeye çalışıyorum, bana doğru bakınca sigaramı hemen saklıyorum.
Bu anılar gözümün önünden film gibi akıp giderken acımasız bir gerçekle başbaşa kalıyorum. O zamanlarda da sorumluluklarımız vardı ama mutluyduk. Şuan da sorumluluklar var ama mutlu olmak ne demek onu unuttum. Uzun zamandır hatırlamıyorum. Hafızasını yitirmiş insanlar gibi hissediyorum.
Nefes almak için hastaneden dışarı adım attığımda, başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Sonra bir banka oturup sigaramı yaktım. Yorgunluk bir kenarda dursun, hissettiğim şeyler daha da garipti.
Garip bir şekilde hüzünlüydüm. Bu dünyaya sadece hüzünlenmek veya üzülmek için gelmişsek çok saçma. Laf aramızda üzülmekten nefret ediyorum. Bir türlü bu hâllerimi sevemedim gitti.