"İnsan kaybettiğini bulur, bizler O'nu kaybetmedik ki! Zira O ki kaybolmayandır. Ne yana baksak O'nu görürüz,ne söylesek O'nu söyler, ne işitsek O'nu işitiriz. Lakin yaşamak gözlerini kör, kulaklarını sağır eder insanın. Gördüğüne bakamaz, baktığını bilemez, bildiğine gidemez. İşte biz dahi dünya ile ne denli boyamışsak gözlerimizi apaçık olanı göremeyiz.
Evvela kendimize dönmeli, kendimizi bilmeliyiz. O vakit görürüz ki düşman kendi içimizde ve o ölmeden gözlerimizden perde, kulaklarımızdan sesler ve gönlümüzden mühür kalkmayacaktır. Amma ki illa maksat bulmaksa O'nu o vakit aramak gerek. Bulana kadar değil,ölene kadar aramak gerek. "
"Şimdiye kadar hiç böyle düşünmemiştim. Çağırılan yere gitmemek edepsizlik olurdu ve ezanlar okundukça bizi çağırıyordu camiye demek ki. Neden bilmem ama düşünmeden utandım. Edebe tersti yaptığım. Yaşlı adamın söylediklerine hak veriyordum haklıydı. Caminin kapısından girerken yine aynı yazı çarptı göz bebeklerime ama bu kez çok daha anlamlıydı, anlıyordum ki şimdi 'Edep Yâ Hû!' diye tam kapının üzerine yazdıklarını.