mervaize

mervaize
@mervaize
1911'de vefat eden Pir-i Sami Erzincan'ın çok sevilen maneviyat önderi. Onunla ilgili şöyle bir kıssa anlatılır. Talebeleriyle bir evin önünden geçerken içeriden bir kadın sesi işitiliyor. Kadın türkü söylüyor: "Al almanın beşini / Topla eteğin peşini / Yalnız yatamam ben / Verin benim eşimi." Türkünün sözlerinde ilk bakışta görülen tema talebeleri rahatsız ediyor. Biri dönüp, "Hocamız geçerken bu türkü söylenir miydi be abla!" diyor. Kadıncağız mahcup oluyor. "Buradan geçtiğinizi görseydim yapmazdım evladım," diyor, rengi kıpkırmızı kesiliyor. Pîr-i Sâmi hazretleri meseleyi hemen anlıyor ve dönerek şöyle diyor: "Ablaya çıkışmayın, o bize irşad ediyor." Talebeler anlamayıp, "Nasıl yani hocam?" diye sorduklarındaysa şöyle açıklıyor: "Al almanın beşini: Yani bir günde, 24 saatte beş elma var; sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı. Bunları kaçırırsan hayatı kaçırırsın. Topla eteğin peşini: Kefenin yanında yaşa. Dimdik yürüyenler dümdüz yatarlar. Ölümü unutmadan yaşa. Yalnız yatamam ben, verin benim eşimi: Yatak kabirdir; orada yalnız yatılmaz, amel gerekir!" Pîr-i Sâmi'nin açıklamasından sonra talebeler utanıyor. Abla da belki, vay be ne laf etmişim, diye düşünüyor. Bakış budur. Velhasıl hayatın özü de bizi kurtaracak olan da namazdır.
Sayfa 145
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yani aslında iman etmek bir mesuliyetin, bir sorumluluğun başlamasını kabul etmek demek. Peşinen kabul etmektir ve saadetlerin en büyüğüdür "İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür / İmansız olan paslı yürek sinede yüktür" demiştir şair. O'nun bildirdiklerine O'nun rızasının talep edilmesi gerektiğine, uyamasa bile O'nun emrinin uyulması gereken emirler olduğuna kalben inanmak ve bunda samimi olmak... Derler ya; kalp ile tasdik, dil ile ikrar. Her şey bununla başlıyor; dünyaya gelme sebebimiz de bu. Son ânı kurtarmaktır mesele. Derler ki, "Cahiller cennetten yer beğendi, arifler son nefesten korktu." Son nefeste imanlarını kaybetmekten korkuyorlar. Kalp "dönek" demek, kelime manası bu. Allah Teâlânın resulü, sevgilisi, insanların ve bütün mahlukatın en üstünü (s.a.v.) dedi ki, "Allahümme yâ mukalli- bel kulûb sebbit kalbî 'alâ dînike. Yani, "Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah'ım, kalbimi senin dinin üzere sabit kıl," Ashâb-ı kiram çok şaşırdı. "Sen de mi ya Resulullah, sen de mi korkuyorsun?" diye sordu. "Mekr-i ilahiden beni kim temin eder?" buyurdu. Yani beni, Cenâb-ı Hakk'ın aldatmasından, hileden kim korur, kim emniyet verir? Bu tabii bizim için bir işaret bundan korkmak lazım.
Sayfa 130
Mustafa Akkad'a Çağrı filmini niçin çektiklerini sual ettiklerinde verdiği cevap, bence bugün, bu gençlerle nasıl göz teması kuracağımızın en güzel reçetesi hocam. Mustafa Akkad şöyle diyor: Bir derdim vardı, yanıyordum. İnsanlara söyleyecek bir hakikatim vardı fakat ben anlattığımda hiç kimse bana bakmıyordu; herkesin gözü sinema perdesindeydi. Ben de başlarını bana çevirmelerini beklemeden onların baktığı yere geçip hakikati oradan anlatmak için sinema filmi yaptım. Dolayısıyla burada belki büyüklere düşen vazife, gençler başlarını çevirmiyorlarsa bile, o hakikatleri onlara baktıkları yerden -YouTube'a bakıyorlarsa oradan, Netflix'e bakıyorlarsa oradan vermek. Bu zamanda, sizin bizim yaptığımız gibi sahneyse sahneye çıkmak, konferanssa konferans vermek, televizyonsa televizyonda olmak. Yani bir Türk büyüğünün dediği gibi mi? Geleceğin sadaka-i câriyesi data cinsinden olacak diyor.
Sayfa 126
Arzu dediniz ya hocam, Hazreti Sümeyra binti Ubeyd, Medine döneminde Müslüman oluyor. On üç yıllık tebliğ sürecinden sonra Efendimiz (s.a.v.) hicret edince, onun Mekke'de neler yaşadığını merak ediyor. Kitap yok ki okusun; hani siyer yok, Google yok, Wikipedia yok... Bunu nasıl öğrenirim, acaba orada başlarından ne geçti, hicret edene kadar ne bedeller ödediler diye düşünüyor. Sonra kendince bir yol buluyor. En iyisi bir muhacirin evine temizliğe gideyim, onun hayvanlarına bakayım, bunun karşılığında muhacir, Efendimiz'in (s.a.v.) Mekke'de neler yaşadığını bana anlatsın diye düşünüyor. Sadece yeni bir cümle duyabilmek için... Ve duyuyor, öğreniyor... | Ve öğreniyor. Öğrendiklerini çocuklarına aktarıyor. Üç oğlu Avf, Muaz ve Muavviz şehit oluyor. Arkasından kocası Haris ve babası Ubeyd şehit oluyor. Sonra bir daha evleniyor, Allah dört evlat daha veriyor, onlar da şehit oluyor. Belki de hepsi, Hazreti Sümeyra binti Ubeyd'in yerleri süpürüp karşılığında Efendimiz'in (s.a.v.) Mekke'deki hayatını öğrenebilmek için ödediği bedelden dolayı şehitlik makamına kavuşuyor. Biz ise yanımızdaki çeşit çeşit siyer kitaplarını, onları da bırakın, elimizin altındaki interneti kullanıp bir şey öğrenmenin peşine düşmüyoruz. İşte bu, dertten mahrum olma meselesidir.
Sayfa 116
Sadece isterken de değil. Mesela günümüzde yaşanan kırgınlıklara, insanların birbirlerinden şekvacı olmasına baktığımızda biri diyor ki "Benim falancaya bu kadar iyiliğim dokundu, ona şöyle güzellikler yaptım, böyle para verdim, sonra bana bunu yaptı... Aslında bu kırgınlığın temeline baktığımızda şunu görüyoruz: Yapılan şey Allah rızası için yapılmış olsa, kulun zaten hata yapması, yarın sırtını dönmesi ihtimali düşünülse, bu kırgınlık hiç yaşanmayabilir. "Ben zaten Allah rızası için yapmıştım ve karşılığı Allah'tan bekliyorum," der insan, kırılmaz ve kızmaz. Değil mi? İnsanoğlu bir iyilik yaptığı zaman ikisi birden imtihana giriyor işte: Eğer iyiliği yapan kimse Allah rızasını gözetmeyip biraz böyle aferin ve karşılık beklediyse, imtihan gereği karşı taraf bir yanlış yaptığında tuzağa düşer. "Gördün mü bak, yaptığımız iyiliğe ne cevap verdi!" der. Araya soğukluk girer, ikisi de kaybeder. Halbuki aksi halde imtihan yine gerçekleşir ama kişi, sizin dediğiniz gibi, "Ben zaten Allah rızası için yapmıştım, insanlardan bir şey beklemiyordum," der, müsterih olur. Bu, karşı tarafı utandırır, o da tövbe eder, o da kazanır.
Sayfa 87