Bizim daha fazla kazanana ya da kaybedene ihtiyacımız yok, karşılıklı tatmin sağlayan çözümlere odaklanan daha fazla insana ihtiyacımız var. Daha fazla “ben haklıyım, sen haksızsın “a ihtiyacımız yok; birbirini dinlemeyi bilen ve diğerinin görüşüne kıymet veren insanlara ihtiyacımız var. Siyah- beyaz düşünme biçimi güzel manşetler yaratabilir ama buluşan zihinlerin rengi gridir. Çözmemiz gereken sorunlarımız var ve bunu başarabilmek için insaniyetimizle bağlantı kurmalıyız. Bu güdüler mevcut ve onların geliştirilmeye ihtiyacı var.
Çocuğunuzun ses tonunun ya da tavrının olabildiğince canınızı sıkmamasına çalışın. Eğer endişelerini dile getiriyor, sizinkileri dinliyor ve potansiyel çözümler öneriyorsa üsluptan puan kaybetse bile bu, ilerlemedir. Pek çok ebeveyn, çocuğun tavrına takılıp onun aslında sürece katıldığını gözden kaçırır. Hoş olmayabilir ama alternatifinden iyidir.
Her sayfasından ayrı bir keyif aldığım nadir kitaplardan biri sanırım.
Kitap Richmond’da esir düşen beş kişinin( mühendis ve kölesi, denizci ve oğlu, gazeteci ) balonla kaçma planlarını ve ıssız bir adaya düştükten sonra hayatlarını nasıl kazandıklarını anlatıyor.
Ve ayrıca her zorlukta onlara uzanan doğaüstü bir güçten bahsediliyor. Yani son sayfalara kadar merakınız hep zirvede kalıyor. Kesinlikle okunması gereken ama yazar diğer kitaplarıyla da bağlantı kurduğu için sırayla okunursa daha keyif alınacak bir kitap olmuş.
Asıl merak konusu olması gereken ve beni büyüleyen şey ise Jules Verne’in bilgi birikimi, zekası, kaleminin gücü, yıllar öncesinden bugüne taşan öngörüsü…
İyi okumalar.