Hayattan aldığın bütün zevkleri yitirdin. Önünde çıkmaz sokaklar bir bir dizilmiş. Hem kasten hem çaresizce yaratıcı hayata tutunduğun ipleri kesiyorsun. Gitgide cansız bir makineye dönüşüyorsun. Sevmeye nereden başlayacağını biliyor olsan da sevemiyorsun. Eve gitmek, ana rahmine geri dönmek istiyorsun. Dünyanın, acımasızca bütün kapıları bir bir yüzüne kapatışını tek bir şey hissetmeksizin izliyorsun. Bir zamanlar çok iyi bildiğin o sırrı unutmuş gibisin, neşeli, güler yüzlü olmanın, o kapıları açmanın sırrını.
Hayatımı, kendi yaşamsal faaliyetleri dahilinde ve dolaylı olarak kendi gerçek sömürü hikâyeleriyle beslenen kocamın ellerine teslim etmeyeceğim. Haklı olarak onunkinden ayrı ve onun saygı göstereceği, kendime ait bir alana sahip olmalıyım.
Tüm çıkış noktalarının, balmumuyla tıkanmış gibi olduğu bir zaman gelir. Odanda oturur, genzini tıkayan, gözlerinin ardındaki gözyaşı torbacıklarında tehlikeli bir biçimde sıkışan, iğne iğne batan acıyı hissedersin. Tek bir kelime, tek bir hareket ve içine attığın her şey -iltihaplanmış dargınlıklar, kangren olmuş kıskançlıklar, tatmin edilmemiş arzular- öfkeli, âciz gözyaşlarıyla, bilhassa herhangi birini hedef almayan mahcup hıçkırıklar ve zırıltılarla patlak verir. Hiçbir kucak seni sarıp sarmalamaz, hiçbir ses, "Şşşt, üzme kendini. Uyu haydi," demez.
Erkeklere ve onların hayatlarına duyduğum ilgi, onları baştan çıkarma arzusu ya da cinsel birliktelik davetiyesi olarak yanlış yorumlanıyor. Fakat Tanrım, ben herkesle elimden geldiğince derinlemesine konuşmak istiyorum. Açık bir arazide uyuyabilmek, Batı' ya seyahat edebilmek, geceleri özgürce yürüyebilmek istiyorum...