Kim öğretti Kimya sana bu halinle de tebessüm etmeyi! Seni vurduğum yerden kanıyorum şimdi. Ağlıyorum Kimya, öyle gözyaşları döküyorum ki ancak kirpiklerin silebilir.
Ah Kimya! Hüznüm sırdır, gözyaşım sır. Bir sır ki ne söyleyen duyar ne söylenen, melekler bile duymaz.
Yolu gören, dökülen yüreğimi görsün. Namahrem ayaklar basmasın, bir sen ez yolumu Şems.
Varsın dedikodu kazanları kaynatılsın her odasında evlerin. Haset ateşinin dumanları göğe çıksın. Çıkma yüreğimden ki, üşümesin. Üşüsün kelamında ki elifi, şın'i ve kef'i işitmeyenler. İşittim, irkildim. Dediler ki; "Kimya, Şems'e vurgun." Ne güzel söylemişler. Vurgun. Vurgunum yollarına yüreğimi astın göğüne. Bırak kalsın. Sürme çek gözlerime. Çek ki "Şems yürekli" desin mil değmiş bulutlar.
Zifiri karanlıkların eşiğinde bir bekçiyim. Gece karasıydı gözlerin, her gece o gözlerden ben yağardım katre katre. Sen bilmezdin. Susuyordun, sesinin büyüsünü esirgiyordun işitmeyi bekleyen duyularımdan... Mahremimdin, gözlerimin ucuyla dokunsam sana içim sızlardı. Kıyamazdım tek bir kem gözün sana ulaşmasına, sonradan, hak ettiği cezayı bulsa bile o kem gözün, kem sözün sahibi.