Fransız Devrimi’nin karanlık ve acımasız yönünün tane tane işlendiği, giyotine kurban giden insanların halkça nasıl normal karşılandığı, halkın ölen masum insanları izlemekten aldığı o zevk, dörde bölünen masum bedenler, delirircesine yanıp tutuşan intikam aşkı, orta kesim diye bir sınıfın kalmaması ve bunun asıl nedeni olan Kral ve Kraliçenin nasıl kaçtığı ve sonra nasıl o tatlı dilber “giyotin”in esiri olduklarını, aristokratların fakir halka acımasızca, sanki bir köpeklermiş gibi eziyet ettiği, öldürdüğü, üzerinden arabayla geçtiği, tecavüz ettiği her ayrıntısıyla sanki gerçekmiş gibi gözünüzde canlanıyor.
Paris’in girişindeki sıkı denetim, meyhaneci Defarge önderliğinde basılan mahkemeler, hapishaneler. Madam Defarge’ın o vahşi, döktüğü kandan al, “örgü”den başka hiçbir şey görmeyen gözleri,işkenceden, fakirlikten usanmış,kan isteyen bir halk.