Yazar, hamilelikle beraber ilkin anne beyninin biraz büzüşerek hafifçe küçüldüğünü sonra yeniden genişlediğini ve çok daha zeki, çok daha akıllı bir beyin haline geldiğini yazıyor. Beyin annelikle bir reorganizasyona gidiyor, kendisini yeniden düzenliyor ve gelişiyor.
Erkeğe nispetle kadın bedeni ve onun sürekli geribildirimle yoğurduğu kadın zihni bir "hayat veren" olarak yorumluyor dünyayı. Yine de bir çocuğun fiziksel doğumu , bir annenin psikolojik doğumu demek.
Anne cömertse ve bizim ihtiyaçlarımıza cevap vermişse dünyanın da bize karşı cömert olmasını bekleriz. Ama bizi donuk bakışlarla karşılamışsa dünyanın kuru ayazını yemeye hazır olarak doğar ve o tekinsizliği iliklerimize dek hissederiz. Büyümek, dünyanın anneyle aynı olmadığını görmekle mümkündür.
Mesele bu, aşk birlikteliğini "olgun sevgi" dediğimiz şeye inkilap ettirebilmek. iki kişinin birbirinde kayboldugu, ikisinin de birbirini ayırt edemediği bir halden, "ikimiz ayrı varlığız, birbirimizin hakları, ayrı varlığını tanıyoruz, senin ihtiyaçların
olduğunu görüyorum, senin ihtiyaçlarini kendi ihtiyaçlarımın gerisine koymuyorum," dediğimiz saygı ve sevgiye dayalı bir beraberliğe dönüştürebilmek. Bu yarenlik ve dostluk
duygusudur işte : Uzun ömürlü ve buna rağmen huzurlu kalabilmiş evliliklerin sırrı.