Bu yüzden, yaşlı nesilden birinin elini tutmak ve ona şunu söylemek isterim: "Görüyorum ki, insan ömrünün en uç noktasına ulaşmışsın yüzüncü yılını zorluyorsun, hatta daha ilerisindesin; şimdi gel, geçen hayatını hatırla ve bir muhasebesini yap. Zamanının ne kadarını tefeciye, metresine, müşterilerine harcadığını düşün şimdi; eşinle çekişerek, kölelerini cezalandırarak ve şehirdeki görevin için aceleyle koşuştururken harcadığın zamanı bir hesapla. Bir de bunlara bizzat sebep olduğun hastalıkları ekle, boşa geçen ve değerlendiremediğin zamanı da kat bunun içine; sana kalan ömrün, hesapladığında çok daha az olduğunu göreceksin. Hafızanı yokla ve en son ne zaman belirli bir amacının olduğunu, aslında ne kadar az gününün senin planladığın gibi geçtiğini, en son ne zaman kendi kararlarını verdiğini, ne zaman yüzünün en doğal ifadesine büründüğünü, zihninin ne zaman huzursuz olmadığını, bu kadar uzun bir yaşamda ne iş başardığını, sen neyi kaybettiğinin farkında değilken kaç kişinin senin hayatından çaldığını, manasız kederin, aptalca neşenin, açgözlü arzunun, toplumun baştan çıkarmalarının yaşamından neleri alıp götürdüğünü ve sana ne kadar az ömür kaldığını düşün; vaktinden önce ölmekte olduğunu göreceksin!"