Vincent’i sadece renkli tablolarından ve kulağını kesmiş olmasından dolayı tanıyordum şimdi ise onu tanımanın verdiği bir keyif var içimde.
Bir biyografiyi okumak, bir gerçekliği okumak, zamanın gerisinde kalmış kişileri tanımak ve resimlere uzun uzun bakmak.. Onu anlamaya çalışmak, hislerinde ötesinde..
Kitaptaki hayatına dair detayları öğrendikçe daha da fazla merak edip sayfaları hızlı hızlı çevirdiğim bir kitaba dönüşmüştü artık.
Kitapta Van Gogh’un en dikkatimi çeken özelliği de içinde taşıdığı merhamet ve acıma duygusuydu. Kitabın ilk-orta bölümlerinde yaptığı resimlerde yoksulları, köylüleri, tarımla uğraşan çiftçileri görüyoruz hatta “Yel Değirmenleri ve Arsalar” adlı eserinde değirmenin kötü şöhretinden değilde tarımsal sahneyi ve toprağı işleyen insanları ele almasından anlayabiliyoruz.
Resimleri adeta kişiliğinden birer parça gibi.
Ve sonlarına doğru geldiğimde ise içimi bir burukluk kaplamıştı çünkü ona çok alışmıştım..
Kitabı bitirince düşüncelere daldım.. acaba yaşamış olsa en büyük avrupalı ressam olduğu konusunda ne düşünürdü? belkide kendi sanat topluluğunu oluşturur ve hayal gücünden rengarenk tabloları çıkartırdı diye düşünmekten kendimi alamadım..
Okurken bana eşlik eden çalma listemide şuraya bırakıyorum: open.spotify.com/playlist/4BtOeN...