Bizim çektiğimiz acıyı gerçekte kimse bilmiyor. Bir gün büyüyüp geriye dönüp baktığımızda tüm bu acı ve kederlerin ne kadar saçma olduğunu hayal meyal hatırlayacağız belki de. Fakat bir yetişkin oluncaya dek geçecek bu uzun ve korkunç süreyi nasıl geçirmeliyiz ki? Kimse bunu öğretmiyor. Kendi haline bırakılması gereken kızamık gibi bir şey mi bu acaba?
Okuldan dönünce annem ve ablamla mutfakta ya da oturma odasında çene çalardık. Bir şeyer atıştırıp durmadan ikisine sırnaştıktan sonra biraz ablama sataşır, azarı yiyince de bisikletime atlar, gidebildiğim kadar uzağa giderdim. Akşam üzeri eve döndüğümde hep beraber akşam yemeğine oturulurdu. Ne kadar güzeldi. Kendi içime bakmak, gereksiz tartışmalara girmek zorunda değildim, sırnaşmak yetiyordu. Nasıl da büyük bir ayrıcalıkmış aslında. Hiç umrumda değildi o zaman. Ne endişeler ne üzüntüler ne de acılar vardı. Babam mükemmel, harika bir babaydı. Sevecen ablamınsa peşinden ayrılmazdım. Fakat büyüdükçe kötüleşen de ben oldum. Ayrıcalıklarım ben farkına bile varmadan ortadan kaybolduğunda dımdızlak kalakaldım. Kahretsin.