Hayatımda bu kadar abartılmış olup da bu kadar boş hissettiren az kitap okudum. Özellikle son yıllarda “aşırı popüler” kitaplara temkinli yaklaşmayı öğrenmiştim. Hype ile metin arasındaki uçurumun farkındayım, artık beklentimi bilinçli olarak düşürüyorum. Buna rağmen bu kitap, düşük beklentinin bile altına inmeyi başardı.
Öncelikle tür meselesi: Bu kitaba “gerilim” denmesi bence ciddi bir kavram karmaşası. Gerilim atmosfer inşası, ritim kontrolü, tehdit duygusunun kademe kademe artışı ve psikolojik baskı yaratma becerisi gerektirir. Burada ise rahatsız edici imgeler var ama gerilim yok. Absürt, grotesk ya da tuhaf öğeler gerilimle karıştırılmış. Oysa okuru huzursuz etmek ile okuru gerilim içinde tutmak aynı şey değildir. Metinlerde çoğu zaman bir gerilim eğrisi yerine dağınık, çarpıcı ama yüzeysel fikirler görüyorum.
Bazı öyküler fikir olarak ilginç bir çıkış noktasına sahip. Ancak bu fikirler derinleştirilmiyor karakterler psikolojik olarak işlenmiyor. Bir konsept ortaya atılıyor, kısa süreli bir şok etkisi yaratılıyor ve ardından sanki tamamlanmadan bırakılıyor. Bu durum metinleri deneysel bir taslak gibi hissettiriyor olgun bir kurgu değil.
Dili ise ne şiirsel yoğunlukta ne de keskin bir minimalizmde. Yer yer yaratıcı imgeler olsa da bütünlük hissi zayıf. Öykü formunun gerektirdiği ekonomi ve çarpıcılık, dramatik yapı ile desteklenmeyince metinler yalnızca “tuhaf” kalıyor. Tuhaflık tek başına edebi değer üretmiyor.
Beni en çok rahatsız eden nokta ise şu, bu kitap sanki okurun şok olmasını yeterli görüyor. Oysa edebiyat şoktan fazlasını ister. Katman, derinlik, psikolojik gerçeklik ve yapısal ustalık gerektirir. Eğer bir metin yalnızca provokatif imgelerle ayakta kalıyorsa, bu bana göre zayıf bir zemin demektir.
Sonuç olarak, bu kitabın popülerliği ile edebi