Zikrullah
Namazda olduğu gibi zikirde de hareketlerimiz Allah'ı kalbimize davet etmek içindir. Muzaffer Efendim bize şöyle öğretmiştir, "Lâ ilâhe illallah dediğimizde 'Hiçbir ilah yoktur, ancak Allah vardır,' deriz. 'Lå' yok demektir. Lâ hecesi lam ve elif'ten müteşekkildir ve iki harf birlikte süpürgeye benzer; Lâ, kalbimizi temizlediğimiz süpürgedir. Orada birikmesine müsaade ettiğimiz tozları, putları ve dünyevi bağları temizleyip giderir."'
"Lâ ilahe," (İlah yoktur) derken kafamızı sağa çeviririz. Çünkü çoğumuz sağ elini kullanır, bu da en aktif tarafimıza dönüş demektir. Sağ ellerimiz eşyaları kavrar ve etrafımızdaki dünyayı kontrol etmeye çalışır. "Lâ ilâhe," derken bu hareketi yapmak bütün bu güç-kuvvet ve kontrol vehimlerine "Hayır, yoksunuz!" demek anlamını taşır. Ben-merkezci hırslarımıza ve dünyayla şartlanmışlık-alışkanlıkla şekillenmiş etkileşimimize,
"Hayır," deriz. Alışkanlıkla otomatik yapılan, nefs odaklı, inat temelli hiçbir fiilimizle Allah'ı bulamayacağımızı ikrar ederiz.
onra başımızı sola çevirir ve aşağı kalbimize doğru indirirken, "Ilallah," (ancak Allah!) deriz. Lâ ilâhe, yip temizlediğimiz kalp sarayımızın tahtına, "İllallah," diyerek Allah'ı koyarız. Kelime-i tevhitte Allah's temizlenmiş bir kalp evine koyarız. Kalbin ilahi bir mabet olduğunu ve Allah tarafından bizzat Zât-1 Akdes'i içın yapıldığını bilvesile tekrar hatırlayalım.
Zikirde Allah derken başlarımızı sola aşağı doğru indiririz. Allah lafzını kalbimize doğru süreriz. Bazen bir kez "Allah" veya "lâ ilahe illallah" demek insanı vecde getirir. Öyle bir dem gelir ki Allah'ın esmasından herhangi birinin bir kerecik tekrarı bizi adam eder.