• “Ölümsüz aşk olur mu hiç? Bir kayıp verilmeli sevdaya. Ben acı çekiyorsam sen de içimde ölüyorsun mesela... “
  • - Bir dünya görüşü dili belirler ve geliştirir; bu dünya görüşü ile yoğurulan dilin kendini öyle şekillendirmesi gerekir ki, düşüncenin her şekline kolayca girebilsin ve milletin dünya görüşünü temsil eden her düşünceyi dile getirebilsin... Böyle bir dünya görüşünün ispatı hâlinde, unsurları uyum içinde birbirine ekleyen bir diyalektik, aynı zamanda fikrin sirayet edebilme gücünü de gösterir.
    Dünya görüşünün dili belirlemesi ve şekillendirmesi meselesinin
    "remz şahsiyet" davası ile ilgisini bir misâlle anlatayım... Meselâ, bir zamanlar Afrika halkının, Avrupa sanatına bakışı... Gerçekliğe yakından bağlı resimler bile kendilerinde bir takım şaşkınlıklar uyandırıyor ve âdeta görüntü yanılması gibi değerlendiriliyor... Hele o kanatlı insan ve melek tasvirleri, onlar için büsbütün anlaşılmaz şeyler... Bir filmdeki hâdiselerin akışı ve buradan oraya geçişini, gerçekle bağdaşmamasından dolayı anlayamama vesaire.
    Aynı misâli değişik bir şekilde kendimizde de bulabiliriz... Fuzulî'nin bir mısraını ele alalım:
    -" Aşık-ı sadık menem, Mecnun'un yalnız adı var."
    Şimdi sizde "Leyla ile Mecnun" hikâyesine ait bir imaj ve intiba olmasa bu mısraın mânâsı uçar... Bunu yabancı bir dile çevirsek, bu mısraya yaklaşırken gerekli olan unsur ve malzeme olmadığı için bizim duyduğumuz zevki duymazlar... Bunun gibi, kanatlı insan tasviri Afrika halkı tarafından bir hilkat garibesi seyreder gibi, "kanatlı insan olur mu?" gibi şaşkınlıkla karşılanıyor... Şimdi ben bir adam için, "bir ayağı çukurda!" desem, o adamın biraz nalet bir tip olduğu, onu sevmediğim, yaşlı ve hasta oluşu hissedilir; ama bunun aynen Almanca'ya çevirirseniz, "çukurda, bir adamın ayağı"... hiçbir mânâsı yok... Demek oluyor ki, bir takım şeyleri, bir takım işaret sistemlerine sahip olduğumuz için anlıyoruz.
    -Bütün bu mânâları kendisine tercüme ettireceğimiz ölçülendirme, bir İslâm büyüğüne âittir:
    -" Suret olmadan mânâlar ebediyen tecelliye gelmez!"
    Bir dilden diğer bir dile tercüme edilen eserlerin anlaşılamaması, okuyucunun anlayışsızlığından çok, üstün anlayışta olmamasıdır… Onu kendine döndürecek ve kendi işaret sistemine bağlayacak bünyenin olmaması... İşte İBDA böyle bir bünye kurucusudur... Öyle mi, değil mi diye konuşulacak bir şey yok... Meselâ "yürüyen adam" diye yürüyen bir adamın hâlini ifâde ediyorum; ben, "yürüyen adam" diye ayrıca ifâde etmesem de o adam yürüyor... Ateşin, temas ettiği herşeyi kendine inkilâp ettirmesi gibi, unsurları uyum içinde birbirine ekleyen diyalektiğin tahakkümü... Bu gözle baktığınız zaman, tavuk, inek, at vesair hayvanların verimlerinden istifade ve tasarruf etme tabiîliği gibi, dünya irfan yemişine el atmanın tabiîliği doğar... Ben Müslüman olduğuma göre, zaman bendedir; zamanın şahidi benim...
    ("Nasıl Birlik" isimli konferans dan -1988-)
  • Git' diyorsun da
    olmuyor işte git demekle
    her şeye rağmen gidemiyor insan.
    Ben de sana 'sev' diyorum mesela.
    Sevebiliyor musun??
    Cemal Süreya
  • Mesela ben yolda giderken yanından geçtiğim tüm ağaçlara dokunurum ve selamlarım onları içimden...😌
  • Biliyorsun.
    Hala birine aşık olabilirim.
    Sana hiç benzemeyen çocuklarım olur.
    Adının hiç anılmadığı bir hayat kurarım. Hayalimdeki yüzünü eskitir zaman...
    Biliyorsun
    Herkes bir yolunu bulup tamamlanır aslında.
    Herkes unutur...
    Annenin cüzdanından çaldığın paralar gibidir bazı şeyler,
    belli oluncaya kadar devam edilir...
    Biliyorsun.
    Unutabilirim.
    Zaten ben kimleri unuttum.
    Onlardan biri olur, hayatımın en kullanılmayan yerine kaldırılır suretin.
    Tozlanırsın.
    Üzerin örtülür...
    Biliyorsun.
    Seni sevdim.
    Bir gün kör olsaydında severdim.
    Ellerin olmasaydı mesela.
    Ellerin olmasaydı sen bile kendini sevmezdin oysa...
    Biliyorsun.
    Kimsenin tek bir seçeneği yok bu hayatta.
    Hala seni bana unutturacak insanlar tanıyabilirim.
    Başka bir ses kazınır kulaklarıma...
    Biliyorsun.
    Herkesin kendini kurtaracak bir bahanesi var aslında.
    Oysa,
    Ölene kadar sevebilirdim seni
    Eğer biraz yardım etseydin bana...
  • kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
    kaç kilo çekerdi yalnızlık
    kaç kere ezildim altında
    yaz yağmurlarının

    belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
    her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
    hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

    kim sevmezdi çiçekleri filan
    ben sevmezdim dedim, yalan dedi

    bunu palyaço söyledi,
    palyaço söyledi ben yazdım
    yazdım, yazmasam ağlayacaktım

    herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
    sırf bu yüzden mi ağladım
    alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

    biraz birazdım her şeyden
    dün biraz sinirlenmiştim mesela
    yarın bir kadını seveceğim biraz
    biraz biraz kör oldum bügünlerde

    ama rakı kadehlerini boşaltmayın
    eksilmesin hiçbir şey
    hiçbir şeyden dahi olsa
    kalsın biraz

    ii.

    umursamıyorum yılgınlığımı filan
    çünkü sessizce yaşanmalı her şey
    bir devrim sesszce olmalı mesela
    ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

    bir palyaço neden yalan söylesin ki
    ben palyaço olsaydım söylemezdim
    marangoz olsaydım da söylemezdim
    ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

    hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
    kaç kilo çeker ki bir palyaço
    hem neden yüzüme vuruyorsunuz
    bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

    gocunmam ki ben, ben gocunmam
    bir palyaço ne kadar gocunmazsa
    o kadar, o kadar gocunmam işte

    rakı doldurun! eksilmesin

    iii.

    bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz

    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    duyamadım, derdim, tekrar et!
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz

    hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
    hatta kuyruğuma basma diyorum
    acıyor, tırmalarım,-
    diyorum

    kahrol, kahrol!
    diyorum

    iv.

    geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
    korktum birden, kusacak gibi oldum
    olur öyle dedi palyaço,
    herkes alçaktır biraz
    otur ulan! dedim, bağırdım ona
    ben bazen bağırırım biraz

    rakı doldur! dedim, eksilmesin!
    ben bazen eksilirim biraz
    aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
    bunu sonradan öğrendim

    ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
    herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
    bunu da sonradan öğrendim

    örneğin;

    geçen gün bir kadınla seviştim
    biraz değil çok seviştim

    ya işte öyle palyaço
    diyorum ki,
    bunu da yeni öğrendim
    sevişmek de eksilmekmiş biraz

    v.

    kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
    ben sevmezdim dedim, yalan
    dedi
    bunu palyaço söyledi
    palyaço söyledi, ben yazdım
    yazmasam, alçak olacaktım
    hem ben roman da yazdım biraz

    bazen diyorum ki, palyaço,
    sen olmasan ben ne yaparım
    alçakça eksilirim belki biraz
    her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
    hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
    ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

    biraz biraz anlıyorum ki,
    yüzler eller, o terli vücutlar filan
    her şey plastikmiş biraz

    vi.

    haydi sirtaki yapalım palyaço
    rakı doldur, yine eksildik biraz.
    Turgut Uyar
    Sayfa 27 - Bilgi
  • Fayda anlamında ilk yapmanız gereken, yardım talep eden değil, teklif eden taraf olmaktır. Bilgisine ihtiyaç duyduğunuz biri
    varsa, o kişiye yararlı olmanın yollarını bulun. İhtiyaçlarını düşünüp onlara ne
    şekilde yardım edebileceğinizi araştırın. Belli bir
    konuda yardımcı olamıyorsanız , üye oldukları hayır derneklerine, şirketlerine katkida bulunmanız da mümkün. Yardım talep ettiklerinize en
    başta,
    emeklerinin karşılığı olarak sizin de bir şeyler yapacağınizi söy-
    lemelisiniz.
    Yardım edebileceğiniz
    konu bulamıyorsanız, o kişiyle temas kurarken sağduyulu
    ve makul bir yaklaşımı benimsemelisiniz.
    Neredeyse hemen her gün, gençlerden e-posta alıyorum. Çok
    keskin ifadeler kullanıyorlar. Mesela "Ben bir iş istiyorum" ya da
    "Sanırım bana yardım edebilirsiniz. Bana mentorluk yapın" diyorlar. Gençlerin süreci ne kadar yanlış anladıklarını görünce ürperiyorum. Benden yardım isteyeceklerse ve
    karşılığında bir yardım önermiyorlarsa, hiç değilse kendilerini bana sevdirmeye,
    bende sempati uyandırmaya çalışsınlar. Bana neden özel olduğunuzu söyleyin. Ortak bir yanımız var mı anlatın. Teşekkürlerinizi, heyecanınızı
    ve coşkularınızı ifade edin.