İnançlı olmak cesur olmayı tehlikeye atılabilmeyi, acı ve düş kırıklığına hazırlıklı olmayı gerektirir. Emniyet ve güvenliği yaşamının birinci koşulu sayanlar inançlı olamaz. Kendini koruma sistemleri içine hapseden, mal mülk edilmenin emniyet olduğunu sanan kişi kendisini bir tutukluya dönüştürür.
Kişinin kendine inancı, söz verebilme becerisinin bir sonucudur ve dolayısıyla da Nietzsche’nin dediği gibi insan söz verebilme yetisine göre tanımlanabilir, inanç turizmi insanin varoluşunun bir koşuludur.
Sevgi, narsisizmin hemen hemen olmadığı alçakgönüllüğün, nesnelliğin ve düşüncenin gelişmekte olduğu yerde vardır. Kişi tüm yaşamını bu amaca adamalıdır.
İnsanlar ilkesizliğin ve inançsızlığın huzursuzluğu içindedirler. İlerlemekten başka bir şansları olmadığının farkındadırlar. Bu nedenle büyüyemez, çocuk kalır, başları sıkıştığında anne ya da babalarının
imdada yetişmesini beklerler.
Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının özünden, her biri kendine varlığının özünden tutarsa gerçekleşir. İnsan gerçeğinin de bu canlılığını da sevgisinin temeli de işte bu "özden tanıma" deneyimidir.