Ne veda ya hacet var buralarda
Nede son bir evlada sözcüğüne
Anlamsız gibi duran onlarca kelime,
Yağmur olmuş yağmış yeryüzüne…
Gözlerine bakmadan git
O güzel sesinle “hoşça kal” demeden, git
Ayrılığın bu kadar erken olacağını bilseydim
Bakmazdım o kara gözlere
Tutmazdım ki o sıcacık elleri
Yüreğimi okşamana izin vermezdim
Araya hasret gireceğini bilseydim
Seni hiç görmemek isterdim
Ama sevdim bir kere
Bir kere âşık oldum
Elim ayağım birbirine bu kadar dolandı
Üşüdüğümde sıcacık teninin sıcaklığıyla ısınmışken
Ayrılık erken bastı
Böyle olmamalıydı
Ama üzgünüm be sevgilim
Artık gittiğin yerden geri dönme
Ve bir daha seni seviyorum deme
Unutma gittiğin gün beni zaten öldürdün
Ve bende seni sevsem de hayatıma
Kabul edemem
Gururum buna mani olur
Çalma kapımı açan olmayacak
Hoşça kal demeden veda edeceğim sana
Şimdi “git”…
sevdaya tutuşmaya gör,
yüreğin yanmaya gör,
gör ki gel gör ki sana aşikar bu ruh,
bir yudum da su, bir lokmada aş, iki tende bir beden
gör ki gel gör ki cihan duysun sevdayı
destan yazsın koca bir devir koskaca bir cihan
Neden yetişemedin kalbime
, ağrıyan bu sensiz yanım
Kaç sabah kaç gece aynı saati gösterecek böylesi
Dur demeye mecalim yok ,
Kal demeye gücüm
Gel sev demeye umudum yok
Bi sensiz yoldayım , gidiyorum ya şimdi