"Sanat ve bilime sahip olanın dini de vardır" diyen Goethe gibi insanlık eğer bilim dışında başka bir şeye sahip olmasa, bunun bizi nereye götüreceğini biliyoruz: insanlık sadece "saf bilim" ile yalnız bir şeye sahip olurdu: Atom bombası.
Hiçbir yaşanmışlık anlamsız olamaz. Bunun nedeni, insanın var oluşunun görünürde olumsuz yönlerine, özellikle acı, suç ve ölümden oluşan trajik üçlüye, doğru bir bakış ve duruşla yaklaşılırsa, bunların olumlu bir şeye, bir eyleme dönüştürülebilecek olmasıdır.
Dini inancı olmayan insan, vicdanını psikolojik olgu olarak kavrayan insandır; bu olgu karşısında duraksar, çünkü vicdanını hesap vermesi gereken son nokta olarak görür. Ama vicdan hesap vereceğimiz son nokta değil, sondan önceki bir noktadır. Dini inancı olmayan insan anlam arayışı yolunda vicdanın ötesine geçmezse, vicdanın ötesini sorgulamazsa, erken bir noktada durmuş olur. Zirveden önceki noktada durmuş diyebiliriz. Ama neden ilerlememektedir? Bastığı "sağlam zemin" den ayrılmak istemediği için; çünkü esas zirve görüş alanı dışındadır, bir sis perdesinin arkasında kalmaktadır ve sisin içine girmeye, bilinmeze dalmaya cesaret edememektedir. Bu cesareti yalnız dindar insan gösterir. Bir insanın durduğu, diğerinin ise yolun son bölümünü kat etmek üzere yoluna devam ettiği noktada her ikisinin de birbirlerine kin duymadan vedalaşmaları neden mümkün olmasın?
Tam da dindar bir insan birlikte yaşadığı insanın bu negatif kararına saygı duymak zorundadır; bu kararı hem ilkesel bir olasılık, hem de hakiki bir gerçeklik olarak kabul etmelidir. Çünkü tam da dindar insan bilmelidir ki, bu özgür karar Tanrı tarafından istenilen, Tanrı'nın yarattığı bir karardır; çünkü insan onu yaratan tarafından özgür yaratılmıştır, özgürlük hayır demeye varan bir özgürlüktür ve yaratana karşı olabilen, Tanrı'yı da inkar edebilen bir özgürlüktür.
Hayatta mesele bir anlam verme değil, bir anlam bulmadır. Hayat bir Rorschach Testi değil, bir şaşırtmaca resimdir. Hayatın anlamı bulunmaz, keşfedilir.
Nasıl ki Kant'dan beri, zaman ve mekan kategorilerinin ötesini sormanın ne kadar anlamsız olduğunu biliyorsak - çünkü mekan ve zamanı varsaymadan, onları düşünmemiz ve onlar hakkında soru sormamız mümkün değildir - aynı şekilde insanın var oluşu, her zaman anlamı arayan bir var oluştur, bu anlamın ne olduğunu bilmese de, anlam hakkında bir ön bilgi vardır; aynı şekilde anlam hakkında bir fikir, "anlam istemi"nin temelinde de vardır. İstese de istemese de, kabul etse de etmese de, insan, nefes aldığı sürece, bir anlamın olduğuna inanır. İntihar eden kişi bile bir anlama inanır, yaşama veya yaşamın devamının anlamına olmasa da ölümün anlamına inanır.