İnsanlar, nefs oklarına karşı dikilmiş imtihan hedefleridir. Onun için her yudumda bir boğulma, her lokmada bir tıkanma ihtimâlini gözardı etmeden, ömrü, kalbî bir teyakkuz ikliminde yaşamak îcâb eder. Zira ömür, fânî bir hayatın sayılı günlerini ihtiva eden bir fırsat takvimine benzer. Görünmez bir el, her gün bu takvimin bir yaprağını koparmakta ve ecel rüzgarlarına bırakmaktadır.
Semâlar, nasıl ki yıldızlar ile kıyamete kadar
saltanatlı bir kudret ve azamet tecellisi olarak kalacaksa, Kur'ân da insanlığın bir ikbâl ve istikbâl semâsı gibi "ayet" yıldızları ile parlayacak ve kıyâmete kadar yaşayacaktır.
Zira sevenler, sevdiklerini daima gönüllerinde taşırlar ve asla hatırlarından çıkarmazlar. Sevgisiz bir kalp ise ham toprak gibidir. Mârifet sevmektedir. Zira varlığın sebebi muhabbettir.
Gerçekten etrafımızı bir ibret nazarıyla seyredersek, ufukların derinliklerine doğru uzanan göklerin yerlere kapanışı, dağların uyanışları, ne değişik bir secde hâlidir.