Bir Zürafanın Gözlerinde Umudu Görmek
Ey insanlar; birbirinizi dinlemeden, anlamadan yargılamayın. Doğayı koruyun, umudu yitirmeyin. Çünkü hayat sürdükçe umut da insanın içinde yaşamaya devam eder. Yazar, bizlere bu fikirleri düşündürüyor.
Kitapta zürafalar batıdan doğuya doğru bir yolculuğa çıkıyor. Yetim bir çocuk olan Woodrow Wilson Nickel, ihtiyar Riley Jones ve onların peşinden giden Kızıl Augusta Red ile birlikte siz de bu yolculuğun bir parçası oluyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe yalnızca bir yolculuğu değil; sevgi, merhamet, dostluk ve umudu da taşıyan bir hikâyeyi okuyorsunuz.
Bu yolculukta anlamlı hikâyeler var. Sevgi var, merhamet var, dostluk var, umut var. Bazen hüzünleniyorsunuz, bazen gülümsüyorsunuz, bazen de içiniz umutla doluyor. Çünkü eser, bütün bu duyguları okuyucuya güçlü bir şekilde hissettiriyor. Bu sıradan bir yolculuk değil; içinde hayatı, insanı ve iyiliği barındıran bir yolculuk.
Aynı acılar güçlü dostlukların kurulmasına vesile olur. Çünkü yaşadığınız acılar, karşınızdaki insanı anlamanızı, onu yargılamamanızı ve olduğu gibi kabul etmenizi sağlar. Bazen de insan umutsuzken, hiçbir şey beklemezken karşısına öyle bir şey çıkar ki hayata yeniden tutunur. Dostluğu, arkadaşlığı ve yaşam sevincini yeniden kazanır.
Bazı durumlarda insan kendinden kaçmak ister. Doğduğu yerden, yaşadığı yerden, hissettiği duygulardan uzaklaşmak ister. Ama ne kadar kaçmaya çalışırsanız çalışın, bir gün şartlar sizi öyle bir yola sürükler ki kaçtığınız her şeyle yeniden yüz yüze gelirsiniz. Çoğu zaman insan kendinden kaçamaz.
Yaşanan acılar, hüzünler ve travmalar insanın peşini bırakmaz. Uyumak istemezsiniz, gözlerinizi kapatmak istemezsiniz. Çünkü gözlerinizi kapattığınız anda zihniniz sizi tekrar o karanlık yere götürür. Bazılarımız kimseye anlatamadığı,