Mehmet Çimen

Mehmet Çimen
@mhmtcimen
Kitap sadık bir sevgili gibidir asla ihanet etmez. Fakat her sevgili gibi ilgi ve alaka bekler.
Ben Sakarım
Puan vermedi·109 syf.··
2026 53. kitabı
Aile denince aklınıza ne geliyor? Bir baba için aile; eşini ve çocuklarını korumak, onları kimseye muhtaç etmemek, hayatı onlar için elinden geldiğince yaşanılır kılmak demektir. Çocuklarını hayatın gerçeklerine hazırlarken merhameti ve sevgiyi rehber edinmektir. Bir anne için aile; evlatları uğruna gözünü kırpmadan her şeyi göze almak, onları sonsuz bir sevgiyle kuşatmak, dünyanın karmaşası içinde koruyup kollamaktır. Hayatının son anına kadar "çocuklarım" diyebilmek, eşine yoldaş olmak ve birlikte güzel hatıralar biriktirmektir. Çocuklar için ise aile; koşulsuz sığınabilecekleri bir yuva, güvenli bir limandır. Çünkü anne ve baba onların ilk kahramanlarıdır. Çocuklar sevmenin karşılığını beklemezler; sadece severler. Anne kızar, çocuk ağlar; ama yine anneye sarılarak ağlar. Çünkü onların dünyası anne ve babalarının varlığıyla ayakta durur. Evet, aile; anne, baba ve çocuklar için tüm bu anlamları, hatta daha fazlasını taşır. Peki gerçekten her aile böyle midir? Her anne ve babayı sorgusuz sualsiz kutsayabilir miyiz? Alexandre Seurat'ın Sakar adlı romanı tam da bu soruların peşine düşüyor. Yazar, gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu romanda, bir çocuğun sessiz çığlığını merkeze alırken aile kavramının karanlıkta kalmış yüzünü de gözler önüne seriyor. Diana, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan bir çocuk. Fakat o gülümseyişin ardında kimsenin duymadığı bir çığlık saklı. Kendisine ne olduğu sorulduğunda sürekli sakar olduğunu söylüyor; yaşadığı her olumsuzluğun kendi hatasından kaynaklandığına inanıyor. Oysa gerçekler çok daha farklı. Ne var ki gerçek ortaya çıktığında artık her şey için çok geç kalınmış oluyor. Kimse Diana'nın sessiz gülümseyişinin ardındaki acıyı göremiyor, kimse yardım çağrısını duyamıyor. Romanı okurken bu hikâyeyi yalnızca Diana'nın
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,7bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Üç Büyük Usta, Üç Büyük Dünya
Puan vermedi·228 syf.··
2026 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:05
Stefan Zweig'ın güçlü ve etkileyici üslubuyla kaleme aldığı Üç Büyük Usta adlı eserinde; Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin yalnızca edebî kişiliklerini değil, onların ruh dünyalarını, hayat mücadelelerini ve edebiyat tarihindeki yerlerini de okuyoruz. Zweig, bu üç büyük yazarı kuru bir biyografi anlayışıyla anlatmıyor; eserleriyle hayatları arasındaki bağı ortaya koyarak onları adeta yeniden inşa ediyor. Bir yanda Napolyon hayranlığıyla şekillenmiş, yarattığı karakterler aracılığıyla dünyayı fethetmeye çalışan toplumcu yazar Balzac vardır. Zweig, Balzac'ın romanlarını oluştururken benimsediği hayat anlayışını şu sözlerle özetler: "Onun yaşantısı yarattığı kişilerin zevklerine tutkuyla katılmaktan ibarettir." (s. 27) Balzac'ı ilgilendiren insanlar; tutkulu, ihtiraslı ve hayatı bütün şiddetiyle yaşayan insanlardır. Kendisi de tıpkı hayranı olduğu Napolyon gibi, bu kez ordularla değil kalemiyle dünyaya hükmetmek istemiştir. Dickens ise Viktorya döneminin çocuğudur. Disiplinin, aile değerlerinin, çalışkanlığın ve dindarlığın yüceltildiği; fakat aynı zamanda sınıf eşitsizliklerinin, yoksulluğun ve sosyal adaletsizliklerin de derinden hissedildiği bir çağda yetişmiştir. Bu sebeple eserlerinde toplumsal sorunlara sıkça yer verir. Ancak Dickens bir devrimci değildir. O, sistemi yıkmayı değil, aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlar. Gelenek ile değişim arasında bir denge kurmaya çalışır. Zweig'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur: Deha ile geleneğin çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak görülmesine rağmen Dickens, bu iki unsuru eserlerinde büyük bir ustalıkla bir araya getirebilmiştir. Kitabın en etkileyici bölümü ise hiç şüphesiz Dostoyevski'ye ayrılan kısımdır. Zweig'in yaklaşık yüz yirmi sayfalık kapsamlı incelemesi, yalnızca bir yazar portresi değil,
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 50. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 11:21
Bir toplumun değişimi için inanmış, azimli ve en önemlisi kendi hakikatine ikna olmuş bir insan bazen yeterli olabilir. Malcolm X'in dediği gibi: “Uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter.” Taha Kılınç, Dil ve İşgal adlı eserinde Ben Yehuda'nın hayatını anlatıyor. Ben Yehuda'nın da uğruna mücadele ettiği büyük bir ideali vardır: İbraniceyi yeniden günlük hayatta kullanılan, canlı bir dil hâline getirmek. O dönemde İbranice yalnızca ibadetlerde ve Tevrat okunurken kullanılıyor; günlük yaşamda konuşulması ise yanlış kabul ediliyordu. Ancak Ben Yehuda, yerleşmiş kabulleri değiştirmeye kararlıdır. Şartlar ne kadar zor görünürse görünsün, çevresindekiler bunun imkânsız olduğunu söylese de o, olumsuzluklara takılıp kalmaz. Üzerine düşen mücadeleyi sonuna kadar sürdürür. Şartlar ne olursa olsun, hakikat olarak gördüğü ideale odaklanarak yaşamını şekillendirir ve sonunda başarır. Elbette Ben Yehuda bir Yahudidir ve bugün Yahudilerin işlediği zulümler göz ardı edilemez. Ancak bu kitabı okurken amacımız, bir toplumun dönüşümünün nasıl gerçekleştiğini görmek ve bundan dersler çıkarmak olmalıdır. Çünkü bazen farklı dünya görüşlerine sahip insanların hayat mücadeleleri de bize önemli tecrübeler sunabilir. Kitabın bana hatırlattığı en önemli şeylerden biri, bahanelere sığınmadan doğrularımızın peşinden gitmemiz gerektiğidir. Pes etmeden hakikatimize doğru yürümeli, inandığımız değerler uğruna mücadele etmeliyiz. Toplumda köklü değişimler oluşturmak istiyorsak işe tepeden değil, tabandan başlamalıyız. Eğitime gereken önemi vermeli, geleceğimizin teminatı olan gençleri bilinçli ve donanımlı bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Çünkü nesil değişirse toplum da değişir. Aksi hâlde ortaya konulan çabalar, sloganlardan öteye geçemez.
Dil ve İşgalTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20241,070 okunma
Tarihin Gölgesinde Bir Soygun
Puan vermedi·224 syf.··
2026 49. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 22:54
19. yüzyıl Osmanlısına gidiyorsunuz. Vaka-i Hayriye’nin (Hayırlı Olay) ardından, Yeniçeri Ocağı’nın kanlı bir şekilde ortadan kaldırıldığı günlerin hemen sonrasındayız. İmparatorluk, eski ihtişamından uzaklaşmış; siyasi, askerî ve toplumsal sorunlarla mücadele etmektedir. Tam da böyle bir dönemde büyük bir soygun planlanır. Bu iş için ise zindana düşmüş, ardından tövbe ederek bambaşka bir hayat sürmeye başlamış olan Müderris Zindan Şeyhi Ubeydullah Ağa uygun görülür. Böylece kendinizi entrikaların, sırların, hırsların ve ihanetlerin iç içe geçtiği sürükleyici bir hikâyenin içinde bulursunuz. Yapılan planlar, ortaya çıkan engeller ve beklenmedik ihanetler derken akıllarda tek bir soru belirir: Bu soygun nasıl sonuçlanacaktır? Sarayın en korunaklı ve güvenli bölgesinden çıkmak için nasıl bir plan yapılmıştır? Daha da önemlisi, bu plan başarıya ulaşabilecek midir? İskender Pala, soygun hikâyesini anlatırken roman kahramanlarının kişisel yolculuklarını da ustalıkla işler. Karakterlerin hüzünleri, mutlulukları, aşkları ve hayal kırıklıkları anlatılırken, bir yandan da Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu karmaşa gözler önüne serilir. Devletin yaşadığı bu buhran, toplumun her kesimine sirayet etmiş durumdadır. Romanda beni en çok etkileyen bölümlerden biri, Mora Yarımadası’nda yaşanan Rum ayaklanmaları ve bu süreçte Müslüman Türklerin maruz kaldığı acılardı. İçlerindeki öfke ve nefret o dönemde aynı, bu dönemde de aynı bence, kesinlikle müslümanlara karşı duruşları hiçbir zaman değişmedi ve değişmiyor. Çünkü her daim tehlike olarak görüyorlar. O yüzden müminler dost olmalı ve birbirini sevmeli, geçici dünyalık hırslara kapılıp ayrışmamalı. Bu birlik ve beraberliği sağladığımız zaman, kimse aramıza nifak tohumlarını sokup zayıf düşüremez. İskender Pala’nın etkileyici
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,273 okunma
Gençliğin Karmaşasına Sessiz Bir Teselli
Puan vermedi·128 syf.··
2026 43. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 11:54
Sıcacık, insanın içine işleyen anlatımıyla Mecit Ömür Öztürk, Genç Dervişin Teselli Koleksiyonu eserinde bizlere çok değerli hayat dersleri veriyor. Özellikle lise çağındaki gençlerin bu kitabı okuyup kendilerine birçok ders çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insan, en çok da o dönemlerde kendini kaybedebiliyor. Hayatın anlamsız olduğunu, tüm olumsuzlukların yalnızca kendisini bulduğunu zannediyor. En küçük bir zorlukta bile dünyanın sonu gelmiş gibi hissedebiliyor. İşte tam da bu duygulara derman olacak satırlar karşılıyor bizi bu eserde. Sadece gençlerin değil, biz yetişkinlerin de ruhunu dinlendirecek, iç huzurunu yeniden hissettirecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eğer biraz olsun iç sükûnet arıyorsak bu eseri okumalı, verilen öğütlere kulak vermeliyiz. Mecit Ömür Öztürk, kendi düşüncelerinin yanı sıra farklı yazarlardan alıntılar yapıyor; hadislerden örnekler veriyor ve en önemlisi Kur’an-ı Kerim’den ayetlere yer veriyor. Böylece ortaya oldukça güçlü ve etkileyici bir bütünlük çıkıyor. Kitap boyunca altını çizmek isteyeceğiniz, ruhunuza dokunacak birçok cümleyle karşılaşıyorsunuz. “İnsanların değil, Allah’ın sana verdiği değeri düşün. Değer vermeseydi seni yaratır mıydı? Yarattıktan sonra seni kendisiyle buluşturur muydu?” (s. 66) “Ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.” (s. 27) — Mevlânâ, Mesnevi “Kaplumbağaların yol hikâyeleri, tavşanlarınkinden daha çoktur.” (s. 26) — Halil Cibran, Kum ve Köpük Elinizden düşürmek istemeyeceğiniz bu kıymetli esere mutlaka bir şans verin. Satırların ruhunuza dokunmasına izin verin; kitapların huzuruyla kalın her daim.
Genç Dervişin Teselli KoleksiyonuMecit Ömür Öztürk · Hayykitap · 2024342 okunma