Merve CENGİZ

Merve CENGİZ
@miacengiz27
Okumayı ve yazmayı seven bir insan... Wattpad: miacengiz27 Instagram: _miacengizkitapligi_
7/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
Herkese merhaba @wisteriabooks ile uzun zamandır merak ettiğimiz Herakles'in Kanı'nı okuduk. Kitap, üvey ailesi tarafından şiddet gören ve oldukça zor bir hayat yaşayan Alexis'in hikâyesini anlatıyor. Bir gün okulda yaşanan bir olay sonucunda Alexis'in sıradan biri olmadığı ortaya çıkıyor. Damarlarında tanrı kanı taşıdığını öğrenen genç kız, kendisini bir anda Spartalılar, tanrılar ve mitolojik varlıklarla dolu bambaşka bir dünyanın içinde buluyor. Hayatı boyunca bilmediği gerçeklerle yüzleşirken hem geçmişini hem de kim olduğunu keşfetmeye çalışıyor. Hikâyenin merkezinde Yunan mitolojisi bulunurken romantik ilişkiler de önemli bir yer kaplıyor. Özellikle ters harem temasını seven okurların ilgisini çekebilecek bir kurguya sahip. Kitabın en sevdiğim yanı kesinlikle akıcılığı oldu. Daha ilk sayfalardan itibaren olaylar hızlı ilerliyor ve merak duygusunu canlı tutuyor. Mitolojik unsurların kullanımı hoşuma gitti. Özellikle tanrılar, soylar ve bu dünyanın işleyişine dair detayları okumaktan keyif aldım. Yer yer eğlenceli sahneler de vardı ve bu yüzden kitabın ilk yarısını oldukça rahat okudum. Fakat hikâye ilerledikçe Alexis karakteriyle arama ciddi bir mesafe girdi. Başlarda yaşadığı travmalar nedeniyle bazı davranışlarını anlayabiliyordum. Ancak olaylar geliştikçe, güç kazandıkça ve gerçekleri öğrendikçe daha kararlı bir karakter görmeyi bekledim. Ne yazık ki ben bu gelişimi hissedemedim. Sürekli aynı döngülerin içinde kalması, bazı karakterlere karşı tavrı ve aldığı kararlar beni sık sık sinirlendirdi. Bir noktadan sonra hikâyede ne olacağından çok Alexis'in bu olaylara nasıl tepki vereceğini merak etmeye başladım. Ters harem kurgularına aşina bir okur olarak ve mitolojik bir roman olduğundan dolayı karakterler arasındaki romantik ilişkilerden rahatsız olmadım.
Herakles’in KanıJasmine Mas · Juno Kitap · 2025149 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·256 syf.··
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 00:00
Herkese merhaba Mayıs ayında #olayyerikitapkulübü ile Ongen Ev Cinayetlerini okuduk. Açıkçası Japon polisyesi okumamıştım ve bu kitap içim beklentim çok yüksek değildi. Özellikle kurgusunun kapalı bir mekânda geçen seri cinayetler etrafında şekillenmesi ve adadaki gizem atmosferi ilgimi çekmişti. Ancak okuma sürecinde ne yazık ki beklediğim etkiyi bulamadım. Hikâye, üniversitenin polisiye kulübünden yedi öğrencinin geçmişte trajik olayların yaşandığı bir adaya gitmesiyle başlıyor. Bir hafta boyunca adada kalan grup, peş peşe işlenen cinayetlerin ortasında kalıyor. Paralel olarak yürüyen geçmiş zaman bölümleri de olayların arka planını aydınlatmaya çalışıyor. Kurgunun temel fikri aslında oldukça ilgi çekici olsa da karakterlerin yaşanan olaylara verdikleri tepkiler bana yeterince inandırıcı gelmedi. Yakın arkadaşlarının birer birer öldürüldüğü bir ortamda karakterlerin duygu durumlarının yüzeysel kalması, hikâyenin gerilimini ciddi anlamda zayıflatmış. Bu nedenle cinayetlerin yarattığı korku ve çaresizlik hissini okur olarak tam anlamıyla yaşayamadım. Bir diğer eksiklik ise mekânın ve kültürel atmosferin yeterince hissedilememesiydi. Romanın Japon edebiyatına ait olduğunu bilmesem, bunu metinden çıkarmakta zorlanabilirdim. Farklı coğrafyalardan okuduğum eserlerde o kültüre ait izler görmeyi seviyorum; bu kitapta ise bu konuda beklentim karşılanmadı. Finaldeki açıklama ve katilin motivasyonu da beni çok tatmin etmedi. Ters köşe yapma çabası hissediliyor ancak bu sürprizin güçlü bir duygusal veya mantıksal karşılığı olduğunu düşünmedim.
Ongen Ev CinayetleriYukito Ayatsuji · Domingo Yayınevi · 2025290 okunma
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 00:00
Herkese merhaba #olayyerikitapkulübü eşliğinde, @ephesusyayınları tarafından gönderilen ve benim de çok sevdiğim yazarlardan biri olan John Marrs'ın Önce Sen Beni Öldürdün kitabını okuduk. John Marrs'tan okuduğum üçüncü kitap olan Önce Sen Beni Öldürdün, benim için Yolcular'dan sonra en sevdiğim Marrs kitabı oldu. Hikâye, aynı mahallede yaşayan ve dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayat süren üç kadının etrafında şekilleniyor. Liv, Anna ve Margot'nun hayatları iç içe geçtikçe dostluklarının ardında saklanan sırlar, kıskançlıklar ve karanlık gerçekler birer birer gün yüzüne çıkıyor. Kitabın en sevdiğim yanı, merak duygusunu ilk sayfadan son sayfaya kadar canlı tutması oldu. Kimin doğru söylediğini, kime güvenilmesi gerektiğini anlamaya çalışırken sayfalar adeta su gibi akıp gidiyor. Karakterlerin zaman zaman sinir bozucu kararlar vermesi ise hikâyeyi daha gerçekçi kılmış. Özellikle Margot karakteri bende güçlü duygular uyandırdı; onu okurken hem şaşırdım hem de bol bol sinirlendim. Ancak en çok sinirlendiğim karakter sanırım Anna oldu. Yaptığı bazı şeylerin sonuçlarıyla yeterince yüzleşmediğini düşündüğüm için finalde onun adına biraz daha farklı bir kapanış bekledim. Bu durum beni sinirlendirse de karakterlerin bende bu kadar güçlü duygular uyandırabilmesi, yazarın onları ne kadar başarılı yazdığını gösteriyor. Tek eleştirim ise çeviri ve düzenleme sürecinde gözüme çarpan bazı teknik hatalar oldu. Ancak hikâye o kadar sürükleyici ve akıcıydı ki bu durum okuma keyfimi çok fazla etkilemedi. Psikolojik gerilim, aile sırları, bol entrika ve karakter odaklı hikâyeler seviyorsanız bu kitaba kesinlikle bir şans vermelisiniz. Son sayfasına kadar temposunu koruyan, elden bırakması zor bir okuma deneyimiydi. Puanım: 8,5/10
Önce Sen Beni ÖldürdünJohn Marrs · Ephesus Yayınları · 202642 okunma
7/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 15:24
Herkese merhaba Marie Lu'dan distopik genç-yetişkin türünde bir seri ile geldim. Serinin ilk kitabı olan Efsane'yi bitirdim ve genel olarak sevdim ama birkaç noktada kafamda soru işaretleri de kaldı Kısaca konusundan bahsedeyim sonra yorumuma geçeceğim. Kitap, gelecekte geçen bir distopyada, zengin ve fakir arasındaki uçurumun iyice keskinleştiği bir sistemde geçiyor. Ülkenin “kusursuz askeri dehası” olarak yetiştirilen June ile devlet tarafından aranan en büyük suçlulardan biri olan Day’in yolları, bir cinayet sonrası kesişiyor. Başta avcı ve av konumundalar ama olayların iç yüzü ortaya çıktıkça sistemin göründüğü gibi olmadığı gerçeğiyle yüzleşmeye başlıyorlar. Öncelikle kitap inanılmaz akıyor. June ve Day’in bölümlerinin dönüşümlü ilerlemesi, o kovalamaca hissi falan gerçekten “bir bölüm daha” dedirtiyor. Ama tam da bu hız yüzünden dünya biraz arka planda kalmış gibi hissettirdi. Distopya kısmı var, sistem eleştirisi var ama daha derin işlenebilirmiş sanki. Karakterler tarafında June ve Day zıtlığı güzel kurulmuş. Biri sistemin içinden, diğeri dışından… Ama ilişkilerinin gelişimi bana biraz hızlı ve yer yer tahmin edilebilir geldi. Daha yavaş yanıp daha çok hissettirseydi çok daha vurucu olabilirdi. Dil zaten aşırı akıcı, okuması çok rahat. Ama bu sadelik bazen “bir tık daha derin olsa keşke” dedirtiyor. Kısacası: Sürükleyici, merak ettiren ve rahat okunan bir başlangıç kitabı. Ama “çok iyi distopya” diyebilmem için biraz daha derinlik isterdim. Serinin devamını merak ediyorum açıkçası Siz okudunuz mu, ne düşünüyorsunuz?
EfsaneMarie Lu · Pegasus Yayınları · 20144,353 okunma
9/10
·334 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 22:10
Herkese merhaba Size güzel bir psikolojik gerilimle geldim. İddia ediyorum, film izliyormuşçasına okuyacaksınız. Yer yer minnak bir tempo düşüşü olsa da oldukça akıcı ve elinizden bırakamayacağınız bir kitap. İki yıl önce kaybolan Ellie Black’in gizemli bir şekilde geri dönmesiyle başlıyor kitabımız. Ancak bu dönüş, beklenen bir “kavuşma” hikâyesinden çok daha fazlasını barındırıyor. Ellie’nin nerede olduğu, neler yaşadığı ve gerçekten anlatılan kişi olup olmadığı soruları, hikâyeyi katman katman derinleştiriyor. Bu kitap, klasik “kayıp kız vakası” anlatısına yaslanıyor gibi görünse de, finalde yaptığı ters köşeyle sizi konfor alanından çıkaran bir kurguya sahip. Öncelikle , roman boyunca gerilimi yavaş yavaş inşa etmeyi tercih ediyor. Hikâyenin temposu yer yer ağır ilerliyor gibi hissettirse de, bu bilinçli bir tercih; çünkü karakter psikolojisini katmanlandırmak için alan açıyor. Özellikle Ellie’nin yokluğu üzerinden şekillenen anlatı, sadece bir “bulma hikâyesi” değil, aynı zamanda kimlik, travma ve algı üzerine bir sorgulamaya dönüşüyor. Karakter derinliği kitabın en güçlü yanlarından biri. Ellie Black, yüzeyde bir mağdur gibi görünse de, hikâye ilerledikçe onun edilgen bir karakter olmadığı anlaşılıyor. Bu noktada yazarın okurla oynadığı güven ilişkisi dikkat çekici: Okuyucuya sürekli “bildiğini sandığın şey doğru mu?” sorusunu sorduruyor. Ancak kitap tamamen kusursuz değil. Orta bölümlerde bazı tekrar hissi veren iç monologlar ve olay örgüsünün geçici olarak durağanlaşması, gerilimin etkisini yer yer zayıflatabiliyor. Ayrıca bazı yan karakterlerin potansiyeli tam olarak kullanılmamış gibi duruyor; daha derin işlenebilselerdi finalin etkisi daha da çarpıcı olabilirdi. Finale gelirsek, kitabın asıl gücü burada ortaya çıkıyor. Ters köşe, sadece şaşırtmak için
1000Kitap
Ellie Black’in DönüşüEmiko Jean · İndigo Kitap · 202568 okunma