Şeyma

Türk gençliğine bıraktığım emanet
Muhterem efendiler, sizi günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve teferruatlı nutkum, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve yarınki evlatlarımız için dikkat ve teyakkuzu sağlayabilecek bazı noktalar belirtebilmişsem kendimi bahtiyar sayacağım. Efendiler, bu beyanatımla, milli hayatı bitmiş sayılan büyük bir milletin bağımsızlığını nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayalı milliî ve modern bir devleti nasıl kurduğunu ifade etmeye çalıştım. Bugün ulaştığımız netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerden doğan uyanışın ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum.
Sayfa 698 - ephesus yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
İsmet Paşa'nın Mecliste Rauf Bey'e Cevapları
İsmet Paşa, Rauf Bey ve arkadaşlarının Halife'yi ziyaretleri meselesine temas edip şu değerlendirmede bulundu: "Halife'yi ziyaret meselesi, halife meselesidir." "Devlet adamı olarak hiçbir zaman hatırımızdan çıkaramayız ki hilafet orduları bu memleketi baştan başa harabeye çevirmişlerdir. Hilafet orduları kurulma ihtimalini hiçbir zaman gözden uzak tutmayacağız... Türk milleti en acı ıstıraplarını halife ordusundan çekmiştir. Bir daha çekmeyecektir." "Bir hilafet fetvasının Harb-i Umumi badiresine bizi attığını hiçbir vakit unutmayacağız. Bir hilafet fetvasının millet ayağa kalkmak istediği zaman, ona düşmanlardan daha kötü bir şekilde hücum ettiğini unutmayacağız" "Tarihin herhangi bir devrinde, bir halife, zihninden bu memleketin mukadderatına karışmak arzusunu geçirirse o kafayı mutlaka koparacağız!" İsmet Paşa, bravo sesleri ve alkışlarla karşılanan bu sözlerine şunları da ilave etti: "Herhangi bir halife, anane, fikir ve şekil bakımından, usulen, üstü kapalı ve açık olarak Türkiye'nin kaderiyle alakadar oluyormuş gibi vaziyet almak isterse Türk devlet adamlarını taltif edermiş, onlara iltifat edermiş gibi bir zihniyetle düşünürse bunları memleketin hayatıyla ve mevcudiyetiyle taban tabana zıt sayacağız, hareketlerini vatana ihanet sayacağız."
Sayfa 659 - ephesus yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Asil Bir Milleti Yüz Kızartıcı Bir Vaziyete Düşüren Sefil
Hakikaten, her ne sebep ve şekilde olursa olsun, Vahdettin gibi hürriyet ve hayatını milleti içinde tehlikede görebilecek kadar adi bir mahlukun bir dakika dahi olsa bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne hazindir! Teşekküre değerdir ki bu alçak, kendisine miras kalan saltanat makamından millet tarafından düşürüldükten sonra alçaklığını tamamlamış bulunuyor. Aciz, adi, his ve idrakten mahrum bir mahluk, kabul eden herhangi bir yabancının himayesine girebilir. Fakat böyle bir mahlukun bütün Müslümanların halifesi sıfatına sahip bulunduğunu ifade etmek elbette uygun değildir. Böyle bir anlayışın doğru olabilmesi, her şeyden önce bütün İslam kütlelerinin esir olmaları şartına bağlıdır. Halbuki dünyada hakikat böyle midir? Biz Türkler, bütün tarihi hayatımızca hürriyet ve bağımsızlığa timsal olmuş bir milletiz! Kıymetsiz hayatlarını iki buçuk gün fazla, sefilce sürükleyebilmek için her türlü aşağılığı mubah gören halifeler oyununu da sahneden kaldırabildiğimizi gösterdik.
Sayfa 550 - ephesus yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Ortak Encümene Anlattığım Hakikat
"Efendiler!" dedim. "Hakimiyet ve saltanat, hiç kimse tarafından, hiç kimseye, ilim icabıdır diye, müzakereyle, münakaşayla verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardı ve bu tasallutlarını altı asırdan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini hatırlatarak, isyan ederek hakimiyet ve saltanatını kendi eline bilfil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Söz konusu olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele, zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat -ihtimal- bazı kafalar kesilecektir..."
Sayfa 547 - ephesus yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Ordularımız İzmir Rıhtımında İlk Verdiğim Hedefe AkdenizeVardılar
Bizzat bana verilen bir telsiz telgrafta da İzmir'deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle müzakerelerde bulunmak yetkisini verdiklerinden, hangi gün ve nerede görüşebileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta da 9 Eylül 1922'de Nif'te görüşebileceğimizi bildirmiştim. Hakikaten dediğim günde ben Nif'te bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz'e varmış bulunuyorlardı.
Sayfa 536 - ephesus yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam