Mavi kıyamet.
Kendi gökyüzüne sıktığını kurşunun sahibi.
Kıyameti başlatmak için üflenen sûrun sesi.
Havanın her zamankinden daha karanlık olduğu günlerden birisi.
Mor spot ışıklarının yansıdığı bu insan mezarlığında bir an için kendimi o mor menekşelerin bezediği çayırda gibi hissetmiştim; kendi gökyüzümü kaybettiğimi.
Gece kulüpleri hakkında çok fazla bir şey bilmiyordum ama televizyonda gördüklerimden farksızdı. Belki daha küçük, belki daha vasat, müzik biraz daha kötü...
Ama insanlar...
İnsanlar çok daha mutsuzdu. Mutluluk kelime anlamını yitirmiş gibi evrene saçılmıştı. İnsanlar parmak uçlarında, düşmek üzere oldukları o uçurumun kenarlarında arıyordu parçalarını. Çoğu zaman bulamasalar da bazıları benim gibi kendini gerektiğinde uçurumdan da aşağı bırakıyordu.
Tanrım! Bunu içimden on kere daha tekrar etsem de inanmak mümkün değildi.
"Gökyüzündeyiz," dedim.
"Hava Krallığı partisi sonuçta." Eğlendiğini saklamayan gözleri etrafta dolaştı.
"Bir kayanın üzerindeyiz."
"Ayak basacak bir şey lazımdı." Başını olması gereken buymuş gibi hafifçe salladı.
"Kocaman bir kaya.
"Bu kalabalık bir parti."
"Bulutların arasında dolaşıyoruz."
"Hava bugün biraz kapalı." O dudak bükerken ben kahkahamı zar zor zapt ettim.
"Arın, dalga geçme benimle!"